Sağlıklı çevre, sürdürülebilir ekonomi ve adaletli toplum için bir zorunluluktur

Dili değiştir
Article Yayınlandı 22.03.2019 Son değiştirilme 30.04.2019
5 min read
Gezegenimiz, çevre ve iklime yönelik refahımızı tehdit eden benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıyadır Ancak, kararlı bir şekilde harekete geçmek için henüz çok geç değil. Bu görev göz korkutucu görünebilir, ancak yine de bazı olumsuz eğilimleri tersine çevirme, zararı en aza indirgeyecek şekilde adapte olma, önemli ekosistemleri geri kazanma ve halen sahip olduklarımızı daha güçlü bir şekilde koruma imkanımız bulunmaktadır. Uzun vadeli sürdürülebilirliği sağlamak için çevreye, iklime, ekonomiye ve topluma aynı varlığın ayrılmaz parçaları olarak yaklaşmamız gerekmektedir.

 Image © Salvatore Petrantoni, WaterPIX /EEA

Değişim, gezegenimizin değişmez bir özelliği haline gelmiştir. Dünyamızdaki topraklar, okyanuslar, atmosfer, iklim ve yaşam sürekli bir değişim halindedir. Mevcut değişiklikleri geçmişten farklı kılan şey, şimdiye dek görülmemiş hızda ve ölçekte olmaları ve bunlara neden olan faktörler ile itici güçlerdir. 100 yılda bir meydana gelen fırtınalar, sıcak hava dalgaları, sel ve kuraklıklar gibi şiddetli hava olayları yeni gerçekliğimiz haline gelmiştir. Dünyanın dört bir yanındaki gazete manşetleri, türümüzün geleceğini etkileyen bir iklim ve çevre krizine işaret etmektedir.

Küresel iklim değişiyor ve bu değişim insan kaynaklı

Hangi terimi kullanmayı seçersek seçelim, -“yeni gerçekliğimiz” veya “çoklu krizler”-  ,  gerçekler gayet açık. Küresel iklim değişiyor ve bu değişim insan kaynaklı. Ekonomilerimizin fosil yakıtlara, arazi kullanım uygulamalarına ve küresel olarak ormanların azalmasına olan bağımlılığı, atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarını arttırmakta ve bu da küresel iklimi değiştirmektedir. İklim değişikliğinin, Avrupa dahil gezegenimizin her köşesini ve herkesi etkilediği de gayet açıktır. Bazı toplumlar aşırı sıcak dalgalara ve kuraklıklara maruz kalabilirken, bazıları ise daha sık ve daha şiddetli fırtınalarla karşı karşıya kalabilmektedir. İnsanlar, doğa ve ekonomi, hep birlikte iklim değişikliğinden etkilenmektedir.

Biyoçeşitlilik eşi benzeri görülmemiş oranda kaybedildi

Bilim, aynı zamanda dünyadaki yaşam çeşitliliğinin sürdürülemez oranda kaybedilmiş olduğu hususunda net. Her yıl, yaşam alanları tahrip edilmeye, parçalanmaya veya kirlenmeye devam ettikçe, pek çok türün neslinin tükendiği bildirilmektedir. Refahımız için hayati önem taşıyan arılar ve kelebekler gibi polen taşıyıcılar da dahil olmak üzere bazı türlerin popülasyonlarının, böcek ilacı kullanımının yaygınlaşması nedeniyle çarpıcı biçimde azaldığı görülmektedir. Ekonomik faaliyetlerin neden olduğu kirleticiler, ekosistemlerin yenilenme ve bizler için hayati önem taşıyan hizmetleri sağlama yeteneklerini azaltarak çevrede birikmektedir. Çevresel bozulma sadece bitkileri ve hayvanları değil aynı zamanda insanları da etkilemektedir.

Tüketim ve üretim sistemleri sürdürülebilir değil

21. yüzyıl, ekonomik ve finansal krizle de bilinmektedir. Araştırmalar, tüketim ve üretim sistemlerimizin sürdürülebilir olmadığını doğrulamaktadır. Hammaddeleri kullanılan, tüketilen ve daha sonra atılan ürünlere dönüştüren doğrusal ekonomik model, yalnızca yüksek miktarlarda kirlilik ve atık oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda doğal kaynaklar için küresel rekabete de yol açmaktadır. Küresel ağlar malzemelerden, mallardan ve kirleticilerden daha fazla yayılabilir: bir ülkede finans sektöründe başlayan bir kriz tüm dünyaya yayılabilir ve yıllarca sürecek ekonomik durgunluk ve daralmaya neden olabilir.

Ekonomik büyümenin faydalarının dünya genelinde eşit biçimde paylaşılmadığı da açıktır. Ülkeler, bölgeler ve şehirler arasında ve içinde gelir düzeyleri önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Küresel ortalamanın oldukça üstünde yaşam standartları olan Avrupa’da dahi, yoksulluk sınırının altında bir gelir ile yaşayan topluluklar ve gruplar bulunmaktadır. Ne yazık ki, bu toplulukların ve kişilerin bazıları çevresel tehlikelere karşı daha hassastır. Bu kişi ve toplulukların, hava kirliliği ve sele maruz kalan bölgelerde ve aşırı soğuk ve sıcaktan korunmak için yeterli yalıtımı olmayan evlerde yaşıyor olma olasılıkları daha yüksektir. Fayda gören gruplar mutlaka masrafları karşılayan gruplar değildir.

Mevcut eğilimlerin devam etmesi durumunda, bulundukları ülke ve gelir düzeyine bakılmaksızın gelecek nesiller aşırı sıcaklık ve hava olayları, daha az türler, artan kaynak kıtlığı ve daha fazla kirlilik ile karşı karşıya kalacaktır. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda, binlerce genç Avrupalı'nın sokaklarda gösterilerde bulunarak, karar vericileri iklim değişikliğini azaltmak için daha iddialı ve etkili adımlar atmaya çağırmaları şaşırtıcı değildir.

Başka bir gelecek mümkün

Geçtiğimiz 40 yılda, Avrupa hava kirliliği ve su kirliliği gibi belirli sorunların üstesinden gelmek için çeşitli politikaları yürürlüğekoymaktadır. Bu politikaların bazıları kayda değer sonuçlar vermiştir. Avrupalılar daha temiz bir havaya ve daha temiz yüzme suyuna sahiptir. Kentsel atıkların büyük kısmı geri dönüştürülmektedir. Daha fazla arazi ve deniz sahası koruma altına alınmaktadır. Avrupa Birliği, 1990 yılındaki seviyelerle karşılaştırıldığında sera gazı salınımlarını azaltmaktadır. Daha yaşanılabilir şehirler ve sürdürülebilir hareketlilik için milyarlarca Euro tutarında yatırım yapılmıştır. Yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerji katlanarak artmıştır…

Bu dönemde çevre konusundaki bilgi birikimimiz ve anlayışımız da insanların, çevrenin ve ekonominin aynı sistemin parçaları olduğu gerçeğinin kavranmasıyla birlikte daha da artmıştır. Kuruluşundan bu yana geçen 25 yılda, Avrupa Çevre Ajansı, sistematik anlayışımızı arttırabilmek için bu bilgi alanlarını birbirine bağlayıp geliştirmektedir. Çevre ve ekonominin sağlığı bozuksa, insanlar da sıhhatli yaşayamazlar. Ekonomik refah, daha temiz hava ve kirlilik ile kuraklık nedeniyle kaybedilen verimlilik dahil olmak üzere maliyetler gibi faydaların dağılımındaki eşitsizlik sosyal huzursuzluğa neden olmaya devam edecektir.

Bu gerçekleri kabul etmek zor olabilir. Benzer şekilde, kurulu yönetim yapılarını, tüketici alışkanlıkları ve tercihlerini değiştirmek zor olabilir. Ancak, görevin büyüklüğüne rağmen, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek hala mümkündür. Bu, çevreye zararlı sübvansiyonların kesilmesi ve kirliliğe neden olan teknolojilerin aşamalı olarak sonlandırılması ve yasaklanması gibi mevcut uygulamaları durdurmayı, diğer yandan da sürdürülebilir alternatiflerin ve değişimden etkilenen toplulukların desteklenmesini gerektirir. Sıfır karbon ve döngüsel ekonomi, doğal sermayemize olan talepleri azaltabilir ve küresel sıcaklıklardaki artışı sınırlayabilir. İzlediğimiz yolu değiştirmek, aynı zamanda, hareket etme şeklimiz ve yediklerimiz gibi alışkanlık ve davranışlarımızı da değiştirmemizi gerektirecektir. Bu geçişi uzun vadeli sürdürülebilirliğe doğru yönlendirebilmek için gerekli bilgiye sahibiz. Değişime yönelik artan bir toplum desteği de söz konusu. Artık sorumluluk almamız ve bu değişimi hızlandırmamız gerekiyor.

Hans Bruyninckx

AÇA İcra Direktörü

Bu başmakale, 01/2019 sayılı AÇA Bülteni Mart 2019 sayısında yayınlanmıştır.

İlgili içerik

Haberler ve makaleler

İlgili göstergeler

Temporal coverage

Belge İşlemleri
Makaleler
Menu
Abonelikler
Raporlarımızı (basılı ve/veya elektronik) ve üç aylık bültenimizi almak için Üye ol
Bizi takip edin