sonraki
önceki
öğeler

Article

Kirleten ödüyor mu?

Dili değiştir
Article Yayınlandı 04.02.2021 Son değiştirilme 17.05.2021
5 min read
Photo: © © Perry Wunderlich, REDISCOVER Nature/EEA
AB’nin çevreye ilişkin yasalarının temelinde basit ama güçlü bir fikir yatıyor: “kirleten öder” ilkesi. Bu ilke vergiler, para cezaları ve kirletici emisyon kotaları ve Çevresel Sorumluluk Direktifi gibi diğer tedbirler şeklinde uygulanmıştır. Profesör Geert Van Calster ile bu ilkenin, faydaları ve eksiklikleri hakkında konuştuk.

“Kirleten öder” ilkesi nedir?

“Kirleten öder” ilkesi, sağduyuya dayalı basit bir ilkedir: Kirleten - ve bu kirliliğe neden olan aktörler veya faaliyet olabilir - yanlışı düzeltmek için bedel ödemelidir. Bu, kirlenmiş alanın temizlenmesini veya etkilenen insanların sağlık masraflarının karşılanmasını gerektirebilir.

Bu, geçmişte kirliliğin olumsuz etkilerini azaltma konusunda çok güçlü bir kavram olmuştur. Eyleme geçmek için ahlaki ve yasal bir zorunluluk sağlamıştır. Acil durumlarda, kirlilik kaynaklarını ve sorumluluklarını belirlemek, kirlilik seviyelerini düşürmek ve etkilenenlere bir miktar tazminat sağlamak için sonuca götüren adımlar atılmasına olanak tanıyan politikaların ve önlemlerin açık ve kesin bir şekilde ifade edilmesine yardımcı olmuştur. Örneğin, kirletici açığa çıkardığı bilinen bazı ekonomik faaliyetlerde bulunanlar kirletici emisyonları azaltmak için filtreler kurmak veya sektör çapında tazminat fonları oluşturmak zorunda kaldı.

Ancak, kirletenin tespit edilebildiği basit durumlarda bile uygulama zor olabilir. “Suçlu” ödeme yapamayabilir ve ana şirket veya hissedarlar, bir yan kuruluşunun faaliyetlerinden her zaman sorumlu tutulamayabilir. Her ülkenin bu vakaları çözmek için sağlam bir yasal çerçevesi yoktur. Olsa bile yasal süreç genellikle çok uzun ve maliyetlidir.

Ayrıca bu ilke, zamanla sorumluluk atfetmenin ve uygulamanın daha da zorlaştığı yaygın kaynaklardan kaynaklanan hava kirliliği gibi daha karmaşık, kalıcı ve yaygın kirlilik durumlarına uygulanmıştır.

Kimin kime ödeme yapması gerektiğini nasıl belirleyebiliriz?

Yaygın kirlilik durumlarında kirleteni takip etmek ve tanımlamak, etkilenen insanlarla ilişkilendirmek kolay değildir. Hava kirliliği, farklı kaynaklardan ve farklı yerlerden açığa çıkan kirleticilerden kaynaklanabilir ve bunların bir kısmı uluslararası sınırların ötesine uzanabilir. Ayrıca, bu kirletici faaliyetlerin olumlu sonuçlarını ve faydalarını da düşünmemiz gerekiyor. Bunlar yiyecek, giyecek, ulaşım gibi bizlere ve bir bütün olarak topluma fayda sağlayan ürünler ve hizmetlerdir.

Örneğin, AB dışındaki kirletici faaliyetler yerel toplulukları etkiliyor olabilir; ancak şirketin merkezi AB’de olabilir ve Avrupalı tüketiciler de ürünleri kullanıyor olabilir. Bu durumlarda yalnızca işletmeciyi sorumlu tutmak zordur. Maliyetleri genellikle daha geniş toplum üstlenir.

Ancak, maliyetler veya zararlar ve faydalar eşit olarak dağıtılmaz. Düşük gelirli topluluklar veya tek ebeveynli aileler gibi daha savunmasız gruplar yollara daha yakın yaşama ve karayolu ulaşımından kaynaklanan kirletici maddelere daha fazla maruz kalma eğilimindedir.

Etkili önlemlere iyi örnekler var mı?

İki farklı yaklaşım vardır. İlk yaklaşım, etkilenenlere yardım etmeyi amaçlar ve Avrupa’da buna pek çok iyi örnek var. Otoyol kenarlarına inşa edilen gürültü azaltma panelleri veya benzer yapılar, gürültü seviyelerini ve dolayısıyla orada yaşayanların göreceği zararı önemli ölçüde azaltabilir.

İkinci yaklaşım, ilk olarak kirliliği veya zararlı faaliyetleri sınırlamayı veya önlemeyi amaçlamaktadır. Bunlar vergiler, kirlilik kotaları veya belirli teknolojik çözümlerden oluşabilir. Örneğin, Avrupa daha temiz yakıtlar kullanmaya başlıyor veya yeni arabalardan kaynaklanan karbon emisyonlarını kademeli olarak azaltıyor. Bazı sektörler için emisyon payları sınırlandırılmıştır ve değiştirilebilir. Bu önlemlerden bazıları, fiyatı tüketim davranışını etkileyecek şekilde ayarlamayı amaçlamaktadır. Benzer şekilde, birçok Üye Devlet artık musluk sayısı yerine çıkarılan veya kullanılan su miktarına göre ücret alıyor ve bu da suyu kullanma şeklimizi büyük ölçüde değiştirdi.

“Kirleten öder” ilkesini uygulama şeklimizde herhangi bir eksiklik var mı?

Maalesef, mevcut sistem bedelini ödeyebildiğiniz sürece “kirletme ruhsatı” olarak görülüp kullanılabilir: yani gücünüz yetiyorsa kirletebilirsiniz. Bu, kirletici faaliyetlerin faydalarının ve maliyetlerinin eşit olmayan dağılımıyla yakından bağlantılıdır. Eşitsizlik sorunu, hem geçmişteki emisyonlar (her ülkenin şimdiye kadar açığa çıkardığı miktar) hem de kişi başına mevcut emisyonlar açısından küresel iklim müzakerelerinin merkezinde yer almaktadır. İdeal bir dünyada herkese eşit miktarda karbon kredisi verilirdi.

İkinci temel eksiklik ise “ödemenin” neredeyse hiçbir zaman tüm “maliyetleri” karşılamamasıdır. Eski sanayi bölgelerindeki kirlenmiş arazi, insanların orada yaşamasına olanak tanıyacak şekilde temizlenebilir. Çok maliyetli bir işlem olmasına karşın su kaynaklarına veya o suya ihtiyacı olan insanlara ve hayvanlara verilen zararı telafi etmesi kesin değildir. Maliyetler genellikle işletme maliyetleriyle sınırlıdır ve doğadan aldığımız faydaların gerçek değerini yansıtmaz.

Tam değeri kapsayan bir sistem tasarlayabilir miyiz?

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nda olduğu gibi çevresel bozulma, iklim değişikliği, kaynak kullanımı ve eşitsizlikler gibi karşılaştığımız tüm zorlukları ele alan tutarlı ve küresel bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Avrupa Yeşil Mutabakatı, bu düşüncenin bir kısmını Avrupa politikalarına yerleştirmeyi amaçlamaktadır.

Gerçek değeri karşılamak için hem kurumsal hem de kişisel vergiler açısından daha sürdürülebilir bir davranışı teşvik etmek üzere tasarlanmış çok daha iddialı bir vergilendirme sistemine ihtiyacımız olacaktır. Ayrıca, maliyetlerin yalnızca tüketim tarafına değil aynı zamanda üretim tarafına da entegre edilmesi gerekir. Tüketim ve üretim sistemleri küresel olarak birbirine bağlı olduğundan entegrasyon, egemen devletlerin kural ve yönetmeliklerinin ötesine geçen bir yaklaşımı gerekli kılar.

Bu yaklaşımın etkili olabilmesi için, iyi tanımlanmış kurallarla eşit şartlı faaliyet alanı sağlayıp uygulayabilen düzenleyicilere sahip bir yönetişim sistemi tarafından desteklenmesi gerekir. Uygulamada iddialı vergilere ve ortak standartlara ek olarak antidamping vergileri ve karbon gümrük vergileri gibi önlemlerin yanı sıra çevreye zararlı sübvansiyonlara yönelik ortak bir yaklaşım gerekli olacaktır. 

 

Profesör Geert Van Calster

Leuven Hukuk Fakültesi Avrupa Hukuku ve Uluslararası Hukuk Bölümü Başkanı

Leuven Üniversitesi

 

Permalinks

Geographic coverage

Temporal coverage

Topics

Etiketler

kategorileri:
kategorileri: signals, signals2020
Belge İşlemleri