sonraki
önceki
öğeler

Article

Yönetişim — Sürdürülebilir arazi yönetimi için birlikte hareket etme

Dili değiştir
Article Yayınlandı 20.12.2019 Son değiştirilme 07.08.2020
10 min read
Arazinin ve kaynaklarının sahibi kimdir? Bunların nasıl kullanılacağına kim karar veriyor? Bazı durumlarda, araziler özel mülkiyettir ve alınıp satılarak yalnızca sahipleri tarafından kullanılabilir. Sıklıkla bunların kullanımı ulusal veya yerel düzenlemelerle düzenlenir; örneğin, orman alanlarının korunması gibi. Diğer durumlarda, bazı alanlar yalnızca kamu kullanımına tahsis edilmiştir. Fakat arazi yalnızca bir alan veya bir toprak parçası değildir. Hepimiz araziyi kullanıp kaynaklarına bel bağladığımızda sürdürülebilir yönetim, birlikte çalışmak için yerelden küresel düzeye kadar sahiplere, düzenleyicilere ve kullanıcılara gereksinim duyar.

Günlük yaşamlarımızda “arazi” aynı anda birçok anlama gelebilir. Gezegenimizin arazi kütlesinin yüzeyindeki bir alan anlamına gelebilir. Aynı zamanda Dünya’nın yüzeyinde ve üst tabakalarında bulunan toprak, kayalar, kum veya su kütlesi anlamına da gelebilir. Bazı durumlarda bir bölgenin derinlerindeki tüm mineralleri ve yeraltı suyu, petrol ve kıymetli taşlar gibi diğer kaynakları içerebilir. Kırsal toplumlar veya amatör hobi bahçecileri açısından, bu kelime, kırsal hayat tarzına kişisel veya kültürel bir bağlantı veya doğayla bir bağlantı anlamına da gelebilir.

Arazi: mal mı yoksa kamu yararı mı?

Arazinin piyasa değeri (belli bir bölgede) kullanımına, konumuna ve içinde bulundurduğu kaynaklarına bağlı olarak önemli derecede değişebilir. Tarih, petrol veya altının bulunması üzerine arazi fiyatlarının birden yükseldiği uzak veya çok gözde olmayan alanların veya arazi ve mülk fiyatlarının artmasıyla kentsel hayatın merkezi haline gelen, Berlin Duvarı etrafında yer alan bir dış mahalle olan Berlin’deki Kreuzberg gibi mahallelerin hikayeleriyle doludur. Verimli arazi, genellikle küçük ölçekli yerel üretimlerin pahasına, tüm dünyada büyük bölgeler satın alan çok uluslu şirketler için küresel bir ticari mal veya bir yatırım da olabilir.

Arazinin özel mülk olarak (alınıp satılabilir bir mal olarak) belirlenmesi fikri kültürlerde ve zaman içinde farklılık gösterir. Kuzey Finlandiya ve İsveç’teki Sami’ler gibi geleneksel göçebe kültürlerde, büyük mesafeler arası mevsimsel göç ve yol üzerinde doğal kaynaklara bel bağlamak geçmişten bugüne daha az ölçekte olsa da hâlâ bir kuraldır. Bu hayat türü, yüzeye ve onun kaynaklarına engelsiz bir erişime bağlıdır. Bir bütün olarak toplum araziyi kullanır ve onunla ilgilenir. Bu bağlamda, arazi ve onun yeraltındaki ve yer üstündeki kaynakları kamu malıdır.

Arazi ayrıca toplumun belli bir kullanımına tahsis edilmiş ortak kullanım alanı ve ortak mal da olabilir. Türkiye’de birçok köyün, o köyün sürüleri tarafından kullanılacak açıkça işaretlenmiş otlaklara erişimi vardır. Hukuken, arazi devlete veya topluluk olarak köye ait olabilir ancak köyün, alanı kullanma ve onu nasıl paylaşacağına karar verme hakkı vardır.

Bazı yönlerden, bu diğer kamu alanlarına benzerdir. Kentsel bölgelerde, yetkililer herkes tarafından kullanılmak üzere bazı bölgeleri park, şehir meydanı veya yaya bölgeleri olarak belirleyebilir. Kamu alanları devletin veya bir kamu kuruluşunun sahibi olduğu bir araziyi içerebilir.

Avrupa’da, ortak kamu alanları kavramı bireylere veya şirket ya da teşekkül gibi tüzel kişiliklere ait olan, net şekilde ve hukuki olarak özel mülk olarak tanımlanmış alanlarla birlikte varlığını sürdürür. Sınırlar genellikle bir parmaklık veya bir duvar ile açıkça işaretlenir ve tapu sicili ya da belediye gibi bir resmi kurum tarafından tescil edilir ve tanınır. Arazi mülkiyetinin türüne bakılmaksızın, kamu yetkilileri imar kanunları ile yerleşim ve tarım amacının yanı sıra ticari, endüstriyel amaçlar gibi belli bölgelerin nasıl kullanılacağını da belirleyebilir.

Orman mülkiyeti: özel mi kamu mu?

Arazinin ve kaynaklarının yönetimi asla basit ve açık olmamıştır. Özel işletme tarafından yönetilen, özel mülk olarak belirlenen bir bölge bir kamu alanı olarak da işlev görebilir ve kamu menfaati sağlayabilir. Bazı durumlarda, Finlandiya ormanları örneğinde olduğu gibi, söz konusu alan, kaynakları yasal sahibinin malı olurken kamu menfaati sağlayan bir kamu alanı olarak nitelendirilebilir.

Finlandiya’nın %70’inden fazlası ormanlarla kaplıdır ve 440.000 arazi parçası içeren Finlandiya ormanlarının yaklaşık %60’ı[i] yaklaşık 1 milyon özel kişi veya aileye aittir. Bu görece küçük orman arsaları (holding başına ortalama 23 hektar, kabaca 32 futbol sahasına eşit) bir nesilden diğerine bırakılıyor. Zaman içerisinde, orman sahibi çiftçilerin sayısı kısmen yaşlanan nüfus ve gençlerin şehirlere göçmesi nedeniyle önemli derecede azaldı. Bugün, en geniş orman sahibi grubu emeklilerden oluşuyor ve bu alanların gerçek yönetimi tüm Finlandiya’da malik birliklerinin kapsamlı ağı tarafından yürütülüyor. Bunlara rağmen, tüm Finlandiyalılar bu özel ormanlara erişebiliyor ve onlardan yararlanabiliyorlar.

Aslında, Avrupa ormanlarının %60’ından[ii] fazlası özel kişilere aittir. Özel mülkiyet, İsveç ile Fransa’da %75’lerde ve Yunanistan ile Türkiye’de %25’ten az seviyededir. Orman yönetimi ve ormancılık faaliyetleri kamu kuruluşları tarafından yerine getirilebilir veya özel ormancılık şirketlerine bırakılabilir.

Bakım yükümlülüğü kime aittir?

Araziyi ve kaynaklarını korumak ve onların nasıl kullanılacağını belirlemek için farklı idari yapılar bir grup politika ve tedbir yürürlüğe koyabilir. Avrupa’da, bu politika ve tedbirler, yerel imar düzenlemelerinden araziye salınan endüstriyel kirleticileri azaltmayı hedefleyen Avrupa mevzuatına ve parçalanmayı azaltmak için yeşil bölgeleri birleştirmekten doğanın çeşitliliğini korumak için koruma altındaki alanları genişletmeye değişebilir. Bu tedbirlerden bazıları ekonomik sektörlerle veya belli politika alanlarıyla yakından bağlantılıdır. Örneğin, AB’nin ortak tarım politikası[iii] çiftçilerin “doğru tarımsal ve çevresel koşul” elde etmek için birtakım uygulamaları hayata geçirmelerini zorunlu kılar. Benzer şekilde, 2020’ye kadar AB’nin çevre politikasına yön veren Yedinci Çevre Eylem Programı[iv], kentsel bölgelerin genellikle verimli tarım arazilerine ve ormanlara yayılmasını engelleme hedefiyle birlikte bağlayıcı olmayan “2050’ye kadar sıfır net arazi kaybı” taahhüdünü içerir. Bu tedbirlere rağmen arazi ve toprağı hedef alan uygun ve kapsamlı politikalar mevcut değil. Avrupa Sayıştayı (ECA) tarafından hazırlanan yakın tarihli bir rapor72 çölleşme ve arazi bozunumuyla ilgili risklerin arttığına ve politika tedbirlerinin bunları engellemek için uygun olmadığına vurgu yapıyor. ECA, diğer tavsiyelerinin arasında, AB’deki çölleşmenin ve arazi bozunumunun ölçüsünü değerlendirmek için bir metodoloji geliştirilmesini ve toprağın korunması ve arazi bozunumu nötrlüğünün elde edilmesi konusunda Üye Devletlere rehberlik sağlanmasını tavsiye ediyor.

İş söz konusu politika hedeflerini gerçekleştirmek için yerinde tedbirler almaya geldiğinde konu yalnızca çiftçiler, tüketiciler veya şehir planlamacıları gibi bireysel ilgilileri ilgilendirmiyor. Mikroplastik bulunan kişisel bakım ürünlerinden kaçınmak gibi, tüketim tercihlerimizin, beslenme düzenlerimizin veya tarım uygulamalarımızın topraklarımızın ve arazilerimizin sağlığında etkisi olmasına rağmen iş başında olan birçok faktör ve başka ilgililer de vardır. Gıda ve arazi piyasa fiyatları, arazi verimliliği, iklim değişikliği ve kentsel yayılma kaynaklı baskı, ekonomik olarak ayakta kalabilmek için tüm çiftçileri tek ürüne dayalı tarım veya yoğun tarım uygulamalarını benimsemeye zorluyor. Özellikle düşük tarım verimliliğinin olduğu bölgeler olmak üzere, tüm Avrupa’daki birçok tarım topluluğunun terk edilmiş araziler ve gençlerin şehirlere göçüyle karşı karşıya olması şaşırtıcı değildir. Benzer şekilde, bireysel şehir planlamacıları eski endüstri sahalarını yeni kent alanlarına dönüştürerek kentsel yayılmayı sınırlandırmayı tercih edebilirler ancak yetkililer gereken kaynaklara sahip olmayabilir. Birçok durumda, endüstriyel bölgelerdeki arazinin temizlenmesi ve iyileştirilmesi altyapının genişletilmesinden ve tarım arazilerine inşaat yapmaktan daha maliyetli olabilir.

Sorumlu kim?

Toprak kirliliği gibi bazı politika bölgelerinde sorumluluğu atfetmek aşırı derecede zordur. Belli bir alanda kirlilik çiftçi tarafından aşırı gübre ve böcek ilacı uygulanmasından kaynaklanabilir. Taşıma, endüstri veya enerji sektöründen salınan ek kirleticiler rüzgar ve yağmur ile veya selin bir sonucu olarak taşınabilir. Sonuç olarak, daha geniş topluluklar tarlada üretilen gıdadan ve bunun şehirlere taşınmasından yararlanmaktadır.

Kum ve çakıl dâhil arazi kaynaklarından bazıları küresel emtialardır. Nihai kullanıcılar bu emtiaların çıkarılma yerinden oldukça uzak olabilir. BM Çevre (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) tarafından hazırlanan yakın tarihli bir rapora[v] göre kum için küresel talep kentleşmenin ve altyapı geliştirmenin bir sonucu olarak son yirmi yılda üç katına çıktı. Çıkarma kuralları ve bunların icrası bir ülkeden diğerine değişebilir. Artan talep ve yasa dışı çıkarma uygulamalarıyla birlikte, yönetişimdeki bu farklılıklar kumun çıkarıldığı nehirler ve kıyı bölgeleri gibi hâlihazırda hassas olan ekosistemler üzerinde ek baskı oluşmasına neden olabilir. Benzer şekilde, diğer madencilik faaliyetlerinin — kömür, kıymetli metaller veya mücevherler — çıkarılma sahalarının yakınındaki ekosistemler üzerinde eşit derecede önemli etkileri (ör. kirlilik veya üst toprak tabakasının ortadan kalkması) olabilir.

Ölçülebilir hedefleri belirleme ve kararlaştırma başka bir yönetişim zorluğu ortaya koyabilir. Örneğin, toprak organik maddesinin — bitki kalıntıları gibi — sağlıklı ve verimli toprak için ve iklim değişikliğini hafifletmek için esas nitelikte olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, AB, Kaynak verimli bir Avrupa’ya doğru yol haritasında[vi] toprak organik maddesini arttırmayı hedeflemiştir. Fakat Avrupa’nın toprağında mevcut organik madde miktarını bilmezken değişimi doğru bir şekilde nasıl hesaplayabiliriz? Bu amaçla, Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi tüm Avrupa’dan alınan yaklaşık 22.000 toprak numunesi içeren bir ön toprak araştırması[vii] başlattı.

Toprak ve arazi, giderek artan şekilde, küresel olarak ve iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybıyla bağlantılı olanlar dâhil olmak üzere artan baskıyla karşı karşıya olan Avrupa’da hayati ve sınırlı kaynaklar olarak görülmektedir. Örneğin, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin hazırladığı yakın tarihli bir özel rapor[viii] iklim değişikliği bağlamında karasal ekosistemlerdeki arazi bozunumuna, sürdürülebilir arazi yönetimine, gıda güvenliğine ve sera gazı emisyonlarına bakarak gelecekteki zorluklara yönelik küresel bir bakış açısı oluşturuyor. IPBES (Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetler Arası Bilim-Politika Platformu) tarafından hazırlanan bir rapor küresel arazi bozunumunun kapsamına[ix] ve onun sonuçlarına vurgu yapıyor. IPBES tarafından hazırlanan daha yakın tarihli bir küresel değerlendirme [x] başka faktörlerin yanında arazi kullanımındaki değişikliklerden kaynaklanan, arazi temelli türler dâhil, biyoçeşitlilikteki düşüşün hızlanmasına dikkat çekiyor.

Son yıllarda bu kabul kademeli şekilde kapsayıcı hedefler ve yapılar olarak dönüşmektedir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları — özellikle Hedef 15: Karasal Yaşam[xi] ile Hedef 2:Açlığa Son[xii] — sağlık toprağa ve sürdürülebilir arazi kullanımına bağlıdır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Küresel Toprak Ortaklığı[xiii] ile birlikte bölgesel ortaklıkları, toprak sorunlarını konuşmak için arazi kullanıcılarından politika yapıcılara kadar tüm ilgilileri bir araya getirerek toprağın yönetişimini geliştirmeyi ve sürdürülebilir yönetimini teşvik etmeyi hedeflemektedir. AB’nin toprak tematik stratejisi[xiv] ile biyoçeşitlilik stratejisi[xv] dâhil birçok AB politika belgesi toprağı korumak ve arazi ile kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını temin etmek için çağrıda bulunuyor.

Toprak ve araziyle bağlantılı yönetişim karmaşıklığı göz önünde bulundurulduğunda toprak ve arazi kaynaklarını korumak için bağlayıcı hedefler, teşvikler ve tedbirler küresel ve Avrupalı çabalara rağmen geniş ölçüde eksiktir.

Ancak çeşitli girişimler arazilerimizi ve topraklarımızı daha iyi yönetmek için toplumun farklı kısımlarında devam etmektedir. Bunlar çevresel izleme, politika reform teklifleri (ör. tarım), araştırma girişimleri ve çevre dostu tarıma teşvik eden derneklerden sürdürülebilir gıda ürünleri satın alan tüketicilere kadar değişmektedir. Sonuç olarak, arazi ve toprağın kullanıcıları, sahipleri, düzenleyicileri, yöneticileri ve tüketicileri olarak hepimizin özen gösterme yükümlülüğü ve sorumluluğu vardır.

 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Permalinks

Geographic coverage

Temporal coverage

Topics

Belge İşlemleri