sonraki
önceki
öğeler

Article

Röportaj — Biyoçeşitliliğin ekonomisi: hesap yapmak doğanın korunmasına yardımcı olabilir mi?

Dili değiştir
Article Yayınlandı 06.05.2022 Son değiştirilme 18.05.2022
7 min read
Doğaya bir değer biçilmesi onu korumamıza yardımcı olur mu yoksa yeni yönetim modellerine mi ihtiyacımız var? Ticaret, biyoçeşitlilik kaybı ve eşitsizliklerle nasıl ilişkili? Birleşmiş Milletler Çevre Programı Dünya Koruma İzleme Merkezi’nde (UNEP-WCMC) baş ekonomist olan ve özellikle ticaret ve biyosfer üzerine odaklanan bölümde biyoçeşitlilik ekonomisine ilişkin Dasgupta incelemesine katkıda bulunan James Vause ile konuştuk.

Dünya ekonomisinin gezegenin kısıtlı imkanları dâhilinde işlemesini sağlamak için insan ihtiyaçlarını ve arzularını karşılama şeklimizi değiştirmek zorundayız.

Biyoçeşitlilik kaybını durdurmak ve doğanın ekonomik değerini “doğru” belirlemek için ne yapılmalı?

Etkili bir eylem için ortak anlayış elzemdir. Bu, ekonomik faaliyeti mümkün kılmada doğanın rolünün, ekonomik aktivitenin biyoçeşitlilik üzerindeki etkisinin, bu etkilerin ele alınmasına yönelik politika seçeneklerinin maliyet ve faydalarının ve doğaya yapılan yatırımların çoklu faydalarının değerlendirilmesinin anlaşılmasıyla mümkün olabilir. UNEP‑WCMC’de yapmaya çalıştığımız tam olarak budur. Çalışmalarımızda diğer hususların yanı sıra korunan alanlar, tarım, sürdürülebilir finans, turizm, ticaret, alt yapı ve mavi ekonomiyi ele alıyoruz.

Son birkaç yıla ait muazzam sayıda çalışmayı inceleyen bir makaleyi yakın zamanda yayınladık. Bu makalede koruma sektörü dışında biyoçeşitlilik kaybının altında yatan faktörlerin ele alınması ihtiyacına vurgu yapılmaktadır. Dünya ekonomisinin gezegenin kısıtlı imkanları dâhilinde işlemesini sağlamak için insan ihtiyaçlarını ve arzularını karşılama şeklimizi değiştirmek zorundayız.

Bunun için doğanın ekonomik değerini daha görünür hale getirmek ve bu değerin dikkate alınmasını sağlamak gerekebilir. Ancak bu, genel tablonun yalnızca bir kısmı. Dasgupta incelemesinde vurgulandığı üzere sorunun büyük bir bölümü bir kurumsal
yetersizlikle, yani ekonomik ve finansal faaliyeti düzenleme ve ayrıca ilerlemeyi ölçme şeklimizle bağlantılıdır.

Dasgupta incelemesinde altını çizmek istediğiniz konular nelerdir?

Dasgupta incelemesi karşı karşıya olduğumuz zorluğun büyüklüğünü göstermekten kaçınmıyor. Bu incelemede, doğal sermaye arzını artırmak ve biyosfere yönelttiğimiz talepleri azaltmak istiyorsak, büyük ölçekli değişikliklere ihtiyacımız olacağı vurgulanmaktadır. Bu değişikliklerin, en azından, İkinci Dünya Savaşı sonrasında uygulanan Marshall planı kadar yüksek düzeylerde azim, koordinasyon ve siyasi irade ile desteklenmesi gereklidir. İnceleme, hem devletlerin hem de uluslararası sınırların ötesine geçen bir katılıma ihtiyacımız olduğunu ortaya koymaktadır.

Gereken adımları atmaya ve sürdürmeye istekli olmak için eğitimin ve doğadaki yerimizin değerini anlamamızın önemi vurgulanmaktadır. Ayrıca bireysel rollere de işaret edilmektedir. Hepimiz doğayı etkileyen kararlar alıyoruz; dolayısıyla değişikliğin de bir parçası olabiliriz. Örneğin ben yakın zamanda bankamı ve emeklilik planımı değiştirdim.

Bu “kurumsal yetersizliğin” aşılması için ne gibi yönetişim yapılarına ihtiyacımız var?

Cambridge Koruma Girişimi ortaklarımızla tabiatı, biyoçeşitlilik de dâhil olmak üzere çoklu fayda sağlayacak şekilde yönetmek için gereken yönetişim şeklini araştırıyoruz. Farklı yetkilere ve çıkarlara sahip, birbirinden farklı ama yine de birbiriyle örtüşen ancak ekolojik sınırlarla pek örtüşüyor gibi görünmeyen idari sınırlar içerisinde çalışan farklı kuruluşlar olduğunu görüyoruz. Örneğin uluslararası ticaret ve yatırım çıkarları söz konusu olursa uluslararası bir boyut da olabilir. Uluslararası çıkarlar ile yerel halkın hedefleri ve ulusal düzeydeki biyoçeşitlilik hedefleri arasındaki dengeyi nasıl kurabiliriz? Bu, yönetişim alanında karşılaşılan bir zorluktur.

Dünya Ekonomik Forumu’nun Yeni Doğa Ekonomisi çalışma programına göre dünyadaki gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yarısı orta veya yüksek düzeyde doğaya bağımlıdır. Bu bağımlılık, küresel ticaret bağlantıları nedeniyle dünyanın en büyük tarım ülkelerinde yoğun şekilde görülmemektedir.

Uluslararası çıkarlar ile yerel halkın hedefleri ve ulusal düzeydeki biyoçeşitlilik hedefleri arasındaki dengeyi nasıl kurabiliriz? Bu, yönetişim alanında karşılaşılan bir zorluktur.

Ekonomilerimizin biyoçeşitlilikle ilişki kurma şeklini değiştirmek, sadece Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ndeki 2020 sonrasına yönelik iyi bir çerçevenin kabul edilmesiyle ilgili değildir; ayrıca bu örnekte Dünya Ticaret Örgütü’nün yaptığı gibi diğer uluslararası kurumların da bu değişikliği benimsenmesiyle ilgilidir. Neyse ki burada biraz olsun ilerleme kaydedildi. Örneğin, İklim Değişikliği, Ticaret ve Sürdürülebilirlik Sözleşmesi, ticaret kurallarının iklimi ve sürdürülebilirlik hedeflerini nasıl destekleyebileceği belirlemeye çalışmaktadır.

Tüm yönetişim yapılarında olduğu gibi bir yürütme mekanizması olması gerekmektedir. Sonuç olarak bu, ülkelerin ve liderlerinin biyoçeşitlilik kaybının giderilmesi için yeterince kaynak ayırma taahhüdüne bağlıdır. Bu konuda da Avrupa Yeşil Anlaşması ve AB Biyoçeşitlilik Zirvesi 2020’de ortaya koyulan Doğa için Liderler Taahhüdü gibi bazı cesaret verici gelişmeler vardır. Ancak Dasgupta incelemesinde vurgulandığı üzere çok büyük ölçekte koordine adımlar atılması gerekiyor.

Hangi sosyal eşitsizlikler ile biyoçeşitlilik kaybı arasında bağlantı söz konusudur?

İlk olarak ülkeler arasında etki eşitsizliği mevcuttur. Ticaret bize insanoğlunun ayak izlerinin, bu ayak izini sağlamak için doğanın yerel kapasitesini aştığı bölgeler yaratmamıza izin verir. Bunu küresel olarak ele aldığımızda daha zengin ülkelerin ticaret aracılığıyla dünya genelinde biyoçeşitlilik kaybını tetiklediği ortaya çıkmaktadır. Ülkelerin insani gelişim endeksindeki performansı ekolojik ayak izlerine göre incelendiğinde, yüksek insani gelişim endeksi skorlarına sahip sadece birkaç ülkenin dünyanın biyokapasitesinden eşit bir pay alarak faaliyet gösterdiği ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca toplum içerisinde de farklılıklar söz konusudur. Yukarıdaki ticaret örneğinden yola çıkıldığında ticaret yapmanın sağladığı avantajlardan toplumun en fakir kesiminin yararlanamadığını dikkate alırsak endişe verici bir tablo karşımıza çıkıyor. Bunun sebebi şudur: Toplumun en fakir kesiminin günlük yaşamlarında doğaya en çok bağımlı kesim olması nedeniyle ticaret ile ilişkili herhangi bir biyoçeşitlilik kaybında en büyük bedeli yine bu kesim yüklenmektedir.

Son olarak nesiller arası eşitsizlik söz konusudur. Yakın zamanda David Attenborough’un “Gezegenimizden bir yaşam” kitabını okudum. Nesiller arasındaki eşitsizlik konusu beni endişelendiriyor. Dünyamız çok hızlı bir şekilde değişiyor. Dasgupta incelemesi için Doğal Tarih Müzesi ve Vivid Economics tarafından yapılan bir analize göre biyoçeşitlilik için adım atmayı on yıl geciktirirsek, biyoçeşitlilik kaybında dengeyi sağlamanın maliyeti iki katına çıkacak ve gününümüzdekine benzer biyoçeşitlilik düzeylerini koruma ihtimali ise tamamen kaybolacaktır. Bu nedenle hemen harekete geçmenin aciliyeti de hiç olmadığı kadar açık bir şekilde görülüyor.

BM’nin yeni hesaplama sistemi doğanın değerini anlamamızda köklü bir değişiklik getirir mi?

Dasgupta incelemesi, mal varlığımızı GSYİH ile belirlenen gelirimiz veya faaliyet düzeylerimiz yerine ekonomik ilerlemenin bir ölçütü olarak ölçmeye başlamamız gerektiğini öne sürmektedir. Bu incelemede ilerlememizi, doğal sermayeyi içeren kapsayıcı mal varlığına göre ölçmemiz önerilmektedir. Doğal sermaye stoğumuzun önemli bir kısmını ekosistemlerimiz oluşturduğundan bu görüş, BM’nin yeni çevresel ekonomik hesap sistemi olan ekosistem hesabına (SEEA-EA) dâhil edilmiştir.

Yeni sistemin çalışmalarımızdaki etkilerini hâlihazırda görüyoruz. SEEA-EA kılavuzu biyoçeşitlilik verilerinin erişim düzeyini genişletmiştir. Çevre bakanlığının ilgilendiği bir konu olmak yerine bu veriler artık ulusal istatistik ofisleri tarafından derlenmekte ve dağıtılmaktadır. Veriler, daha sonra sosyo-ekonomik ilerleme perspektifiyle doğanın korunmasına yönelik politikaları savunan ekonomik planlama departmanları tarafından dikkatle incelenmektedir. Bu oldukça heyecan verici ve umut vadeden bir adımdır.

Doğaya değer verme ve onunla etkileşime girme şeklimizi değiştirme becerimiz konusunda iyimser misiniz?

Bence insanlar gerçekten değişiklik yapılmasını ve hükûmetlerin konuşmaktan ziyade eyleme geçtiğini görmek istiyor. Ayrıca COVID-19’un bizi güçlü bir şekilde ikaz ettiğini de düşünüyorum.

Dasgupta incelemesinde de sosyal anlamda kabul gören tercihlere odaklanılıyor. Bu, bir kişinin davranışlarının ve eylemlerinin diğer kişilerin davranışlarından ve eylemlerinden etkilendiği anlamına gelir. Bu bilgi, geniş çaplı davranış değişikliğinin mümkün olabileceğini ve eğer insanlar uymak isterlerse beklediğimizden daha düşük maliyetlerle gerçekleşebileceğine dair umut veriyor. Son zamanlarda moda olan bitkisel ağırlıklı beslenme buna güzel bir örnek olabilir.

Doğa, bize birçok değerli hizmet sunmaktadır. Bu hizmetlerden bazılarının miktarını belirlemek (mahsul, balıkçılık ve kereste gibi) nispeten kolay olup, bazılarının ise daha zordur. Sulak arazilerin taşkın korumasında tarıma yönelik tozlaşmanın (polinasyonun) değeri doğru bir şekilde nasıl açıklanır?

 Biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetleri hakkında daha fazla bilgiyi buradan edinebilirsiniz.

James Vause

James Vause
UNEP-WCMC’de baş ekonomist

Permalinks

Geographic coverage

Temporal coverage

Topics

Etiketler

kategorileri:
kategorileri: signals, signals2021
Belge İşlemleri