Yönetim — Hareket halindeki su

Dili değiştir
Article Yayınlandı 20.11.2018 Son değiştirilme 07.12.2018
10 min read
Su sürekli hareket halinde. Su aynı zamanda gemilerin, balıkların ve suda yaşayan diğer tüm hayvan ve bitkilerin hareketini de kolaylaştırıyor. Nehirlerin, göllerin ve okyanusların sağlığı suyun coğrafi sınırları aşan hareketini dikkate almalı. Bu bakımdan bölgesel ve uluslararası işbirliği, Avrupa Birliği’nin su konusundaki politikalarının 1970’lerden bu yana önemli bir parçası.

 Image © Tim Laws, WaterPIX / EEA

Almanya’nın Kara Orman’ındaki kaynağından Karadeniz sahilindeki deltasına giden yolcuğunda Tuna nehri; dağları, vadileri, ovaları, Viyana, Bratislava, Budapeşte ve Belgrad dahil sayısız şehri ve 10 ülkeyi aşıyor. Neredeyse 3000 km’lik yolculuğundan Tuna nehri dokuz farklı ülkeden su taşıyan akarsu kollarıyla birleşiyor. Bugün Avrupa kıtasındaki milyonlarca insan şu ya da bu şekilde Tuna nehrine veya kollarına bağlı.

Akıntının döküldüğü yerde olanlar, akıntının kaynağını da etkiliyor. Akıntının döküldüğü yere salınan kirleticilerin akıntının kaynağına taşınacağı muhakkak ama akıntı yönünde ilerleyen gemiler Tuna boyunca batıya ilerleyen,  büyük alanları istila eden ve çoğu zaman yerli türlere zarar veren  Asya istiridyesi84 gibi egzotik türlerin yayılmasını kolaylaştırabilir. Kirleticiler veya egzotik türler su kaynaklarına girer girmez herkesi ilgilendiren bir sorun haline geliyorlar.

Kara parçasının ötesinde yönetim

Mevcut yönetim yapıları, kara parçasının bölgelere neredeyse tamamen ortak tahsis edilmesine dayanıyor. Tanımlı bir alan dahilinde geçerli olan ortak kurallar belirleyebilir ve bu ortak kuralların uygulanmasını gözetecek organlar kurabiliriz. Denizde ekonomik alanlar belirleyebilir ve bu alanların içerdiği kaynaklar üzerinde hak iddia edebiliriz. Bu alanlarda belirli teknelere avlanma izni verilebilir; şirketlere deniz yatağında maden arama izni verilebilir. Ama balıklar kuzeye göçtüğünde ya da yüzer plastik adaları sahillerimize vurduğunda ne olacak?

Kara parçalarının aksine, tek bir yağmur damlasından güçlü bir okyanus akıntısına veya sağanak patlamasına kadar formu ne olursa olsun su sürekli hareket halinde. Balık sürüleri ve pestisitler gibi görünmez kimyasallar ve plastikler gibi görünür kirleticiler dahil kirleticiler, jeopolitik sınırları ve devletler arasındaki uluslararası anlaşmalarla belirlenen ekonomik bölgeleri gözetmiyorlar. Soluduğumuz hava gibi, daha temiz ve daha sağlıklı nehirler, göller ve okyanuslar da bölgesel ve uluslararası işbirliğine dayanan daha geniş kapsamlı bir yönetim yaklaşımı gerektiriyor.

Nehir havzası yönetimi

Daha geniş kapsamlı bir işbirliği yaklaşımı, AB’nin su politikalarının arkasındaki en önemli ilkelerden biri. AB su mevzuatının mihenk taşlarından biri olan AB Su Çerçeve Direktifi85, bir nehir sistemini idari ve siyasi sınırlardan bağımsız, tek bir coğrafi ve hidrolojik birim olarak görüyor. Direktif, Üye Devletlerin nehir havzasında yönetim planları geliştirmesini gerektiriyor. Avrupa nehirlerinin ulusal sınırları aştığı düşünüldüğünde, bu nehir havzası yönetimi planları AB üyesi olmayan Avrupa ülkeleri dahil diğer ülkelerle işbirliği içinde geliştirilip uygulanıyor.

Tuna nehri konusundaki işbirliği sınır aşan su yönetiminin en eski örneklerinden biri olarak 1800’lerin son yıllarına dayanıyor . Zaman içinde, odak noktası ulaşımdan kirlilik ve su kalitesi gibi çevresel sorunlara kaydı. Bugün Tuna nehrinin sürdürülebilir kullanımını ve yönetimini sağlama amaçlı girişimler, AB üyesi olan ve olmayan 14 işbirliği ülkesi ile AB’nin kendisini bir araya getiren, yeraltı kaynaklarının yanı sıra kolları da dahil tüm Tuna nehri havzası üzerinde yetki sahibi olan Uluslararası Tuna Nehri Koruma Komisyonu86 (UTNKK) üzerinden koordine ediliyor. UTNKK, Tuna nehri için nehir havzası yönetimi planı geliştirmekten ve uygulamaktan sorumlu bir organ olarak tanınıyor. Ren ve Maas nehirleri dahil AB’deki diğer uluslararası nehir havzaları için de benzer yönetim organları var.

Su Çerçeve Direktifi aynı zamanda resmi makamların nehir havzası yönetimi planlarının geliştirilmesi ve uygulanması konusunda halkı karar alma süreçlerine dahil etmesini de gerektiriyor. Üye Devletler veya nehir havzası yönetimi makamları bu halkın katılımı gerekliliğini çeşitli şekillerde yerine getirebiliyor. Örneğin UTNKK esasen paydaş organizasyonları aktif şekilde sürece dahil ederek ve nehir havzası yönetimi planlarının geliştirilmesi aşamasında kamuoyuna danışarak halkın katılımını sağlıyor.

Devasa boyutları düşünüldüğünde, okyanusların yönetimi daha da karmaşık bir zorluk teşkil ediyor.

Okyanuslar — Ticaret yollarından derin deniz madenciliği haklarına

İnsanlık tarihinin çoğu boyunca deniz ve okyanuslar tüm gezginlerin araştırmak istediği bir gizem olmuşlardır. Tüccarlar, işgalciler ve gezginler onları bir limanı diğerine bağlayan ulaşım koridorları olarak kullandılar. Kilit önemdeki limanları ve bunları bağlayan deniz rotalarını kontrol etmek siyasi ve ekonomik güç getirdi. Belirli ticaret rotaları üzerindeki ulusal tekellerin zirvede olduğu 17. yüzyılın başlarına dek, bir tarafa mahsus erişim yaklaşımı değişmedi.

Hollandalı filozof ve hukuk alimi Hugo Grotius, 1609 tarihliMare liberum’da (Denizlerin özgürlüğü) denizlerin uluslararası alanlar olduğunu ve hiçbir devletin bunlar üzerinde egemenlik iddia edemeyeceğini söyledi. Grotius’un kitabı, denizcilikle uğraşan diğer uluslara küresel ticarette yer almak için meşruiyet sağlamakla kalmadı, modern deniz hukukunun oluşumunda da kritik rol oynadı. 1900’lerin başına dek bir ülkenin hak iddia edebileceği su, sahilinden top atışı mesafesi ile sınırlıydı (yaklaşık 3 deniz mili veya 5,6 km).

Diğer ulusların deniz ticareti rotalarına erişim hakkına dair uluslararası tartışmalar zaman içinde kaynak çıkarma hakları konusundaki tartışmalara evrildi. 20. yüzyıl boyunca neredeyse tüm ülkeler ([1]) iddialarını genişlettiler. Bu iddialar münhasır ekonomik bölgeler için kara sularının 12 deniz mili (22 km) ötesinden 200 deniz miline (370 km) kadar ve kıta sahanlığı için 350 deniz miline (650 km) kadar değişiyor. Mevcut uluslararası hukuk büyük oranda 1994’te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile şekillendi.

Farklı ulusal yargı yetkisi alanlarını tanımlamak için ortak kurallar belirlemeye ek olarak, Sözleşme devletlerin deniz ortamını koruma ve muhafaza etme yükümlülüğü olduğunu öngörüyor. Uluslararası ve bölgesel işbirliği çağrısı yapıyor. Dahası, Sözleşme, belirli alanlarda (bu durumda deniz yatağı, okyanus zemini ve toprağın altı) kültürel ve doğal mirasın gelecek nesiller için muhafaza edilmesi ve sömürüden korunması gerektiğini belirten insanlığın ortak mirası ilkesine gönderme yapıyor.

Böyle karmaşık yönetim yapılarında, doğal mirası korumak ve ekonomik çıkarlar arasında doğru dengeyi kurmak ile ortak kurallar üzerinde anlaşmak  her zaman zordur.

Sözleşmenin onaylanması, esasen hak sahipliği ve derin deniz yatağındaki ve okyanus zeminindeki madenlerin kullanımı konusunda anlaşmazlıklar nedeniyle neredeyse yirmi yıl aldı. Sözleşme, maden arama ve deniz yatağının ülkelerin hak iddia ettiği sınırların ötesinde sömürülmesini kontrol etmek ve düzenlemek için uluslararası bir organ olan Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’ni87 kurdu.

Diğer yönetim yapıları ve sözleşmeler okyanus yönetiminin farklı yönlerini kapsamaktadır. Örneğin Uluslararası Denizcilik Örgütü88 (IMO) deniz taşımacılığında uzmanlaşan ve başka şeylerin yanı sıra gemi kaynaklı deniz kirliliğinin önlenmesi konusunda çalışan bir Birleşmiş Milletler ajansıdır. İlk başta deniz koruma faaliyetleri esasen petrol kirlenmesine dayanıyordu ama geçtiğimiz on yıllar içinde bir dizi uluslararası sözleşmeyle, balast suları ile taşınan istilacı türlerin yanı sıra kimyasal ve diğer kirletici biçimlerini kapsayacak şekilde genişletildi.

Sudaki kirlilik suya doğrudan salınan veya havaya salınan kirleticilerden kaynaklanabilir. Atmosfere salınan bu kirleticilerden bazıları daha sonra kara ve deniz yüzeylerine karışabiliyor. Bu kirleticilerden su ortamlarını etkileyen bazıları, kalıcı organik kirleticiler üzerine Stockholm Sözleşmesi89, cıva üzerine Minimata Sözleşmesi90 ve Uzun Menzilli Sınırlar Ötesi Hava Kirliliği Sözleşmesi91 gibi uluslararası anlaşmalarla da düzenlenmektedir.

Avrupa’nın denizlerinde yönetim — Küresel, Avrupa ve bölgesel

AÇA’nın Avrupa’nın Denizlerinin Durumu92 raporu, Avrupa denizlerinin verimli olabileceğini kabul etse dea, ‘sağlıklı’ veya ‘temiz’ olarak kabul edilemeyecekleri sonucuna varmıştır. Bazı gelişmelere rağmen denizdeki kimi ekonomik faaliyetler (örn. bazı ticari balık sürülerininaşırı avlanması ve gemi veya madencilik kaynaklı kirlilik) ve karadaki faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik, Avrupa denizlerine artan şekilde baskı uygulamaya devam ediyor. İklim değişikliği de bu baskıları arttırıyor.

Bu baskılardan bazıları, AB sınırları dışında gerçekleştirilen faaliyetlerle bağlantılı. Bunun tersi de geçerli. AB’deki ekonomik faaliyetlerin ve kirlenmenin AB sınırlarının ve denizlerinin dışında da etkileri var. Bölgesel ve uluslararası işbirliği bu baskılarla etkili şekilde başa çıkılmasının tek yolu.

Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olması şaşırtıcı değil. Böyle durumlarda AB yasaları uluslararası sözleşmelere uyuyor ama ortak kaynakları yönetmek ve korumak için belirli amaçlar ve yönetim yapıları da belirliyor. Örneğin AB Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi93, Avrupa denizlerinde iyi bir çevresel duruma ulaşmayı ve ekonomik ve sosyal faaliyetlerin dayandığı kaynakları korumayı hedefliyor. Bu bakımdan genel hedefler belirliyor ve AB Üye Devletlerinin bir strateji geliştirip ilgili önlemleri uygulamasını gerektiriyor. Ortak balıkçılık politikası94, AB’nin balıkçılık filolarını yönetme ve balık stoklarını muhafaza etmeye yönelik ortak kurallar koyuyor.

Uluslararası anlaşmalarla aynı şekilde AB’nin denizcilik politikaları da bölgesel ve uluslararası işbirliği çağrısı yapıyor. AB çevresindeki dört bölgesel denizin her birinde (Baltık Denizi, Kuzeydoğu Atlantik, Akdeniz ve Karadeniz), AB Üye Devletleri denizcilik sularını denize kıyısı olan diğer komşu ülkelerle paylaşıyor. Bu bölgesel denizlerin her biri farklı bölgesel anlaşmalarla oluşturulmuş bir işbirliği yapısına sahip.

AB dört Avrupa bölgesel deniz sözleşmesinden95 üçüne taraf: Baltık Denizi için Helsinki Sözleşmesi; Kuzeydoğu Atlantik için OSPAR Komisyonu ve Akdeniz için Barselona Sözleşmesi. Karadeniz için Bükreş Sözleşmesi’nin AB’nin taraf olarak katılabilmesi için değiştirilmesi gerekiyor. Değişen hırs düzeylerine ve hafifçe farklı yönetim yapılarına rağmen, tüm bu bölgesel deniz sözleşmeleri deniz ortamını ilgili alanlarında korumayı ve denize kıyısı olan ülkeler ve imzacı ülkeler arasında daha yakın işbirliği sağlamayı hedefliyor.

Küresel seviyede BM Çevre’nin Bölgesel Denizler Programı96 dünyanın dört bir yanından 18 bölgesel deniz sözleşmesi arasında bir ‘ortak denizler’ yaklaşımını teşvik ediyor. Birleşmiş Milletler’in 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi de denizcilik ve kıyı ekosistemlerini korumayı amaçlayan spesifik bir hedef olan, Deniz altında yaşam97 şeklinde Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 14’ü içeriyor. AB 2030 Gündeminin aktif bir katılımcısı98 oldu ve uygulanmasına yönelik adımları halihazırda atmış bulunuyor.

Durum tek tek ülkelerin boyunu aştığında

Ortak amaç ve kurallar tüm taraflarca uyulup uygulandığında işe yarar. Ulusal makamlar avlanma kotaları koyabilirler ama bunların uygulanması balıkçılık filolarına kalmıştır. Yasadışı avlanma ile asgari boyuttan küçük balıkları avlamak, başka ülkelerin sularından avlanmak veya aşırı avlanmak balıkçıların yasalara uymadığı ve resmi makamların yürürlüğü sağlamadığı durumlarda uygulanamaz. Balık popülasyonlarında azalma, balıkçılık toplumlarında işsizlik veya daha yüksek fiyatlar gibi etkileri, çoğu zaman toplumun genelinde ve sayısız ülkede hissedilir.

Çeşitli paydaşların okyanusların genel sağlığı üzerindeki etkisi anlaşıldığından, daha önce hükümetlerin yürüttüğü tartışmalara artık devlet dışı paydaşlar da dahil edilmektedir. Haziran 2017’de New York’da düzenlenen son Birleşmiş Milletler Okyanus Konferansında99, hükümetler, akademi, bilim camiası ve özel sektör gibi devlet dışı paydaşlar, okyanusları korumak için somut önlemler alma konusunda Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 14’ü destekleyen 1400’e yakın gönüllü vaatte bulundular. Bu vaatlerden biri, toplam ciroları balıkçılık sektöründeki 100 şirketin üçte birine tekabül eden dünyanın en büyük balıkçılık şirketlerinden dokuzu tarafından verildi. Yasadışı avlanmayı100 tedarik zincirlerinden çıkarmayı vaat ettiler (yasadışı av malzemelerinin kullanımı ve kotayı aşan avlanma dahil). Daha fazla şirket ve daha fazla insan böyle vaatlerde bulundukça ve eyleme geçtikçe, birlikte fark yaratabiliriz.



([1])            Yalnızca iki ülke, Ürdün ve Palau ile bazı bölgeler halen 3 deniz mili kuralını uyguluyor.

Geographic coverage

Temporal coverage

Belge İşlemleri
kategorileri:
Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100