Avrupa’da su kullanımı — Miktar ve kalite büyük zorluklarla yüz yüze

Dili değiştir
Article Yayınlandı 20.11.2018 Son değiştirilme 14.02.2019
10 min read
Avrupalılar sadece içme suyu olarak değil, aynı zamanda çiftçilikte, imalatta, ısıtma ve soğutmada, turizmde ve diğer hizmet sektörlerinde kullanım için her yıl milyarlarca metreküplük su kullanıyorlar. Binlerce tatlı su gölü, nehri ve yeraltı su kaynağıyla, Avrupa’nın su tedariki sınırsız gibi görünebilir. Ancak nüfus artışı, kentleşme, kirlilik ve iklim değişikliğinin kalıcı kuraklıklar gibi etkileri, Avrupa’nın su kaynakları ve bunların kalitesi üzerinde muazzam bir baskı oluşturuyor.

 Image © Artur Preciuk, WaterPIX / EEA

Güney Afrika’nın Cape Town ve Mısır’ın Kahire gibi şehirleri halihazırda su tedarikinde ya ciddi kıtlıklarla yüz yüze ya da bu sıkıntıyı gelecekte yaşamaları beklenirken, dünyanın dört bir yanında su kıtlıkları giderek daha fazla manşet olmaya başlıyor. Toprakları boyunca yayılmış büyük nehir ve göllere sahip Avrupa, su kıtlıklarından veya su stresinden etkilenmiyor gibi görünebilir. Ancak durum hiç de öyle değil. Aslında su stresi dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen bir sorun ve bunun 100 milyondan fazlası Avrupa’da.

İklim değişikliği nedeniyle artan bir kuraklık riski karşısında, su stresi ve kıtlığı konusundaki endişeler, dünyanın geri kalanındaki birçok bölgeye benzer şekilde Avrupa’da da artıyor. Avrupa’nın tatlı su kullanımının (içme suyu ve diğer kullanımlar) yaklaşık %80’inin nehirlerden ve yeraltı sularından gelmesi, bu kaynakları aşırı kullanım, kirlilik ve iklim değişikliğinin getirdiği tehditlere karşı son derece hassas kılıyor.

Su miktarı baskı altında

Diğer tüm hayati kaynaklar veya canlı organizmalar gibi su da, özellikle de talep arzı aştığında veya kötü kaliteden ötürü kullanımını kısıtlandığında baskı altında olabilmektedir.. İklim koşulları ve su talebi, su stresinin arkasındaki iki kilit faktördür. Su üzerinde böyle bir baskı, tatlı su kaynaklarının miktar (aşırı kullanım veya kuraklık) ve kalite (kirlenme ve ötrofikasyon) açısından bozulmasına neden oluyor.

Avrupa’nın kimi kesimlerinde tatlı su kaynaklarının görece bol oluşuna rağmen, su bulunabilirliği ve sosyo-ekonomik aktivite eşitsiz dağılması, mevsimler ve bölgeler arasında su stresi seviyelerinde büyük farklara yol açıyor. Avrupa genelinde su talebi, kısmen nüfus artışı nedeniyle geçtiğimiz 50 yıl içinde sürekli arttı. Bu da yenilenebilir su kaynaklarında Avrupa genelinde kişi başına %24’lük bir azalmaya yol açtı. Güney Avrupa’da özellikle belirgin olan bu azalmaya, bir AÇA göstergesine6 göre esasen düşük yağış seviyeleri sebep oluyor. Örneğin 2015 yazında yenilenebilir tatlı su kaynakları (yeraltı suları, göller, nehirler veya su hazneleri gibi), yağışlardaki %10’luk net düşüş nedeniyle 2014’ün aynı döneminden %20 daha azdı. Özellikle de yoğun nüfuslu alanlarda, şehir ve kasabalara taşınan insan sayısının artması da talebi etkiledi..

AÇA, AB topraklarının üçte birinin, ya kalıcı ya da geçici olarak su stresi altında olduğunu tahmin etmektedir. Halihazırda Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi ülkeler yaz ayları boyunca ciddi kuraklıklar yaşamış durumdalar ama su kıtlığı Birleşik Krallık ve Almanya’nın kimi kesimleri dahil kuzey bölgelerde de sorun haline gelmeye başlıyor. Yoğun sulama yapılan tarım alanları, güney Avrupa’daki turizm açısından popüler adalar ve büyük kentsel yerleşimler en büyük su baskı noktaları sayılıyor. Su kıtlıklarının iklim değişikliği nedeniyle sıklaşacağı beklenmektedir.

Ancak su veriminde ve su kaynaklarının idaresindeki gelişmeler, çıkarılan toplam suda 1990’dan bu yana %19’luk bir genel azalmayla7 sonuçlandı. Bir AÇA brifinginde8 de analiz edilen yakın tarihli vaka çalışmaları, AB’nin su politikalarının, özellikle de su tasarrufu sağlayan cihazların kullanımı yoluyla su verimini destekleyen kamusal farkındalık kampanyaları gibi başka önlemlerle birlikte hayata geçirilen su fiyatlama politikaları söz konusu olduğunda, Üye Devletleri daha iyi su idaresi pratikleri uygulamaya teşvik ettiğini gösterdi.

Ekonomide su — Kullanıcılar mı yoksa suistimalciler mi?

Farklı şekillerde ve miktarlarda olsa da, ekonominin tüm sektörlerinde su kullanılıyor ([1]). Yeterli tatlı suya erişim, ekonominin birçok kilit sektörü açısından temel önemde ve topluluklar bu faaliyetlere bağımlı. Yine de ekonomide suyu kullanma şeklimizin sürdürülebilir olup olmadığını sormalıyız.

Avrupa’daki ekonomik faaliyetler, AÇA’nın su kullanım endeksine göre9 yıllık ortalama 243.000 hektometreküp ([2]) civarı su kullanıyor.  Bu suyun büyük kısmı (140.000 hektometreküpten fazlası) çevreye geri dönse de, çoğu zaman tehlikeli kimyasallar dahil safsızlıklar veya kirleticiler içeriyor.

Avrupa’da her yıl kullanılan toplam suyun yaklaşık %40’ı ile tarım, en büyük su kullanım oranını oluşturuyor. 1990’dan bu yana sektörde sağlanan verimlilik kazanımlarına10 rağmen, tarım önümüzdeki yıllarda da en büyük tüketici olmaya devam ederek Avrupa’da su basıkısına katkıda bulunacak. Bunun sebebi özellikle de güney Avrupa ülkelerinde giderek çok daha fazla ekilebilir arazinin sulama gerektirecek olması.

Avrupa’nın toplam ekilebilir arazilerin %9 civarı sulanırken, bu alanlar halen Avrupa’da toplam su kullanımının yaklaşık %50’sini oluşturuyor. Mahsullerin, özellikle de olgunlaşmaları çok miktarda su gerektiren zeytin veya portakal gibi çok aranan ve daha yüksek fiyatlı meyve ve sebzelerin ekim sonrasında büyümesine yardımcı olmak için, baharda bu oran %60’ın üzerine sıçrayabiliyor. İklim değişikliği kaynaklı olarak düşük yağış ve daha uzun bir termal vejetasyon mevsimi tahminleri doğru çıkarsa, sulama maliyetlerinin önümüzdeki yıllarda artması bekleniyor.

Şaşırtıcı şekilde, enerji üretimi de yüksek miktarda su kullanıyor ve yıllık su kullanımının yaklaşık %28’ini oluşturuyor.  Su ağırlıklı olarak nükleer ve fosil yakıt bazlı enerji tesislerinde soğutma amaçlı olarak kullanılıyor. Hidroelektrik üretimi için de kullanılıyor. %18’i oluşturan madencilik ve imalatı %12 ile hane kullanımı izliyor. Avrupa’da hane kullanımı için her gün kişi başına ortalama olarak 144 litre su tedarik ediliyor.

En büyük su kullanımına sahip sektör bölgeden bölgeye değişiyor. Genel olarak tarım için en yüksek su kullanımı güney Avrupa’dayken, enerji üretiminde soğutma için su kaynaklarına en fazla baskı batı ve doğu Avrupa’dadır. İmalat sanayisindeki en büyük kullanıcı ise kuzey Avrupa’dır.

Çevre üzerindeki etkiler

Bu suyun tamamı ekonomi ve sonuç olarak da kendi yaşam kalitemiz için iyidir. Ancak bir alandaki yerel su kaynakları farklı su kullanıcılarından gelen rekabet halindeki taleplerle yüz yüze kalabiliyor, bu da doğanın su ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi ile sonuçlanabiliyor. Su kaynaklarının aşırı kullanımı, onlara bağımlı olan hayvan ve bitkilere zarar verebiliyor. Çevre açısından başka sonuçlar da söz konusu.

Çıkarılan su birçok durumda, sanayi, haneler veya tarım tarafından kullanıldıktan sonra kimyasal deşarjlar, lağım suları ve ekilebilir arazilerden gelen besinler veya pestisitler dolayısıyla açığa çıkan atık su kirlenmeye sebep olabiliyor. Enerji üretimi hususunda, hidroelektrik üretmek için kullanılan su nehir ve göllerdeki doğal su döngüsüne zarar verirken, barajlar ve diğer fiziki bariyerler balıkların akıma karşı göç etmesini engelleyebiliyor.

Benzer şekilde, enerji tesislerinde soğutma için kullanılan su, alıcı ortama tekrar salındığında, nehir veya göllerdeki sudan daha sıcak olabiliyor. Sıcaklık farkına bağlı olarak, ısının yerel türler üzerinde olumsuz etkileri olabiliyor. Örneğin, bazı akarsularda balık göçünü engelleyen bir ısı bariyeri işlevi görebiliyor.

Avrupa’nın su kalitesini arttırma yönünde çabaları

Geçtiğimiz 30 yıl boyunca, özellikle de AB’nin Su Çerçeve ,11 Kentsel Atık Su Direktifi12 ve İçme Suyu Direktifi13 gibi AB kuralları sayesinde, AB Üye Devletleri tarafından Avrupa’nın tatlı su kaynaklarının kalitesini arttırmaya dönük ciddi bir ilerleme kaydedildi. Kilit önemdeki bu mevzuat metinleri, AB’nin Avrupa’nın suyunun durumunu iyileştirme kararlılığına dayanak teşkil ediyor. AB politikalarının amacı, kirlenmenin, aşırı çıkarmanın ve suyun üzerindeki diğer baskıların olumsuz etkilerini kayda değer ölçüde azaltmak ve yeterli miktarda iyi kalitede suyun hem insan kullanımı hem de çevre için hazır bulunmasını sağlamaktır. Atık su arıtımı ile nitrojen ve fosforun tarımda kullanımının azaltılması geride bıraktığımız on yıllarda su kalitesinde ciddi iyileşmelere yol açmıştır.

Elle tutulur başarılardan bir tanesi, Avrupa’nın kıyı kesimlerindeki yüzme suları ile iç kesimlerindeki yüzme alanlarında son 40 yılda sağlanan kayda değer iyileşmedir. 2017’de AB genelinde izlenen 21.500’den fazla alanın14 %85’i  ‘mükemmel’ standardını karşılamaktadır. AB mevzuatı kapsamında yüzme suyu ve atık su konusunda konulan kurallar sayesinde, AB Üye Devletleri, yüzme sularının lağım suları veya ekilebilir arazilerden tahliye edilen sularla insan sağlığı ve su ekosistemleri açısından risk teşkil edecek şekilde kirletilmesini takip edebilmiştir.

Bugün, kaydedilen ilerlemeye rağmen Avrupa’nın birçok su kaynağının genel çevresel sağlığı, istikrarsız durumunu korumaktadır. Avrupa’nın göllerinin, nehirlerinin, haliçlerinin ve kıyı sularının çoğunluğu,  AB Su Çerçeve Direktifi kapsamında AB’nin asgari ‘iyi’ ekolojik durum hedefini ([3]) karşılamakta zorlanıyor (bkz. AÇA’nın Avrupa suları — 2018 durum ve baskılar değerlendirmesi başlıklı son raporu).15

Daha geniş bir perspektif — Mavi ekonomi

Avrupa’nın çabaları, iç ve kıyı kesimlerdeki sularla sınırlı değildir. Suyun ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı, AB ve Birleşmiş Milletler’in yeni ‘mavi ekonomi’ ve ‘mavi büyüme’ girişimlerinin merkezinde. Bu girişimlerin ana fikri, kirlilik veya atık açısından ekosistemde asgari düzeyde aksama sağlarken, balıkçılığın ya da deniz taşımacılığı, kıyı turizmi veya deniz dibi madenciliği gibi ekonomik faaliyetlerin uzun vadeli uygulanabilirliği olmasıdır. Sadece Avrupa’da mavi ekonomi halihazırda 5 milyon kişiye istihdam sağlıyor ve AB ekonomisine 550 milyar Avro katkıda bulunuyor.16 Avrupa Komisyonu, deniz ortamının korunmasını geliştirmeye yönelik bu gibi planları desteklemek için daha güçlü yönetim ([4]) çağrısında bulundu.

Avrupa’da su kullanımının geleceği — Verimlilik kilit önemde

1990’lardan bu yana, verimliliği arttırmak için alınan daha iyi fiyatlandırma veya aygıt ve makinelerde teknolojik geliştirmeler gibi pek çok önlem sayesinde Avrupa’da birçok ekonomi sektöründe su kullanımı azaldı.

Ancak yine de, AÇA’nın su kullanım indeksine göre su, hane içindeki tüketicilerin yanı sıra tarım ve enerji gibi sektörlerce de yükseleceği tahmin edilen talebi karşılamak için kullanılmaya devam edecek. İklim değişikliğinin su kaynaklarına ilave baskı bindirmeye devam etmesi ve birçok güney bölgesinde kuraklık riskinin artması bekleniyor. Demografik trendlerin de rolü olacak. Avrupa’nın nüfusu son yirmi yılda %10 arttı ve bu trendin devam edeceği tahmin ediliyor. Öte yandan daha fazla insanın kentsel alanlara taşınıyor olması da kentsel su kaynaklarına daha fazla stres bindirecek.

Belirli sektörler, özellikle de kitle turizmi, kilit dönemler sırasında bazı bölgelerde su talebinin katlanarak artmasına sebep olacak. Her yıl Avrupa’nın dört bir yanındaki destinasyonları milyonlarca insan ziyaret ediyor ve yıllık toplam su kullanımının %9’u bu ziyaretler sırasında gerçekleşiyor. Bu kullanımın büyük kısmı konaklama ve gıda hizmeti faaliyetlerine bağlı olarak gerçekleşiyor. Turizmin su kaynaklarına yaptığı baskının, özellikle de birçoğu yaz aylarında ziyaretçi akınına uğrayan küçük Akdeniz adalarında artacağı bekleniyor.

Genel ikilem açık. İnsanlar da, doğa da, ekonomi de suya ihtiyaç duyuyor. Kaynağından ne kadar çok alırsak, doğayı da o kadar etkiliyoruz. Dahası, bazı bölgelerde, özellikle de bazı aylar boyunca, yeterli su zaten olmuyor. İklim değişikliğinin bu su yetmezliğini daha da şiddetlendirmesi bekleniyor. Durum buyken, hepimiz suyu çok daha verimli kullanmak zorundayız. Dahası, su tasarrufu diğer kaynakları korumamıza ve doğayı muhafaza etmemize de yardımcı olacak.

 

 

 



([1])            Ülkeler ve insanlar tarafından ürünlerde kullanılan toplam su miktarını tahmin etmeye yönelik su ayak izi gibi çeşitli araçlar ve yöntemler var.

([2])            Bir hektometreküp 1.000.000 metreküpe eşit.

([3])            Bkz. ‘Sualtı yaşamı ciddi tehditlerle yüz yüze’ başlıklı İşaretler bölümü.

([4])            Bkz. ‘Su hareket halinde’ başlıklı İşaretler bölümü. 

İlgili içerik

Haberler ve makaleler

İlgili göstergeler

Related infographics

İlgili yayınlar

Ayrıca bkz.

Geographic coverage

Temporal coverage

Belge İşlemleri
kategorileri:
Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100