Enerji ve iklim değişikliği

Dili değiştir
Article Yayınlandı 25.09.2017 Son değiştirilme 20.11.2017
11 min read
İklim değişikliğini hafifletmek ve uyumu sağlamak, 21. yüzyılın ana zorlukları arasında yer alıyor. Bu zorlukların temelinde enerji sorunu, daha net bir ifadeyle genel enerji tüketimimiz ve fosil yakıtlara olan bağımlılığımız, yer alıyor. Küresel ısınmayı sınırlandırmada başarılı olabilmek için, dünya hiç vakit kaybetmeden enerjiyi verimli kullanmalı ve aynı zamanda hareket, ısınma ve soğutma süreçlerini temiz enerji kaynaklarını benimseyerek yürütmeli. Bu enerji geçişini temin etmede Avrupa Birliği politikaları önemli bir rol oynuyor.

©Cometbg, Flickr

Küresel iklim değişiyor ve ekosistem, insan sağlığı ve ekonomiye yönelik giderek artan kritik riskler getiriyor. AÇA’nın yakın zamanlı değerlendirmesi ‘Climate change, impacts and vulnerability in Europe 2016’ (Avrupa’da iklim değişikliği, etkileri ve hassasiyet 2016) gösteriyor ki, Avrupa’nın bölgeleri de halihazırda değişen iklim koşullarının olumsuz etkileriyle (yükselen deniz seviyeleri, daha şiddetli hava koşulları, seller, kuraklıklar ve fırtınalar) yüzleşiyor.

Bu değişimler, dünya çapındaki insan faaliyetlerinin bir sonucu olarak atmosfere yüksek miktarlarda sera gazı salındığından dolayı gerçekleşiyor. Bu faaliyetler arasında hepsinden önemlisi elektrik üretimi, ısınma ve taşımacılık için fosil yakıtların yakılması var. Fosil yakıtların yanması da çevreye ve insan sağlığına zararlı hava kirleticilerin salınmasına neden oluyor.

Küresel olarak enerji kullanımı, insan faaliyetlerinden açığa çıkan sera gazı emisyonları arasında açık ara en büyük kaynağı temsil ediyor. Küresel sera gazı emisyonlarının neredeyse üçte ikisi , ısınma, elektrik, taşımacılık ve sanayide kullanılacak enerji için fosil yakıtların yanmasıyla ilişkilendiriliyor. Avrupa’da da enerji süreçleri, en büyük sera gazı emisyonu öğesi olarak yer alıyor. Bu süreçler 2015 yılında toplam AB emisyonlarının %78’inden sorumluydu.

Enerji kullanımımız ve üretimimiz, iklim üzerinde devasa bir etkiye sahip ve bu etkinin tersi de gittikçe daha fazla gerçek oluyor. İklim değişikliği enerji üretim potansiyelimizi ve enerji ihtiyaçlarımızı değiştirebiliyor. Örneğin su döngüsüne yönelik değişiklikler su gücünden üretilen enerjiyi etkileyebiliyor, daha yüksek sıcaklıklar yaz aylarında soğutmaya yönelik talebi artırıyor, kış aylarında da ısınmaya yönelik talebi azaltıyor.

Küresel ve Avrupa çapında eylem taahhüdü

İklim değişikliğini hafifletme yönünde şu ana kadarki küresel girişimler 2015 yılı Paris Anlaşması ile zirve yaptı. Bu çerçevede 195 ülke, bugüne kadarki ilk evrensel ve hukuki bağlayıcılığa sahip küresel iklim anlaşmasını kabul etti. Bu anlaşmanın hedefleri oldukça iddialı (küresel ortalama sıcaklık artışını 2 °C’nin olabildiğince altında tutarak, artışı 1,5 °C ile sınırlandırmak); küresel enerji üretimi ve tüketiminde büyük çaplı bir yeniden yapılmaya gidilmeden bunların başarılması da mümkün değil.

Küresel iklim gündemini desteklemek üzere AB, 2020 yılı için bağlayıcı iklim ve enerji hedefleri benimsedi, 2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarını %80-95 oranında indirme ve düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş için genel girişimlerinin bir parçası olarak 2030 yılına kadar bazı hedefler teklif etti. 2020 yılı için ilk olarak iklim ve enerji hedefleri kapsamında sera gazı emisyonlarının %20 indirilmesi (1990 düzeylerine kıyasla), enerji tüketiminin %20’sinin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması ve enerji verimliliğinde %20 iyileştirmeye ulaşılması yer alıyor. AB kuruluşlarında görüşülen mevcut tekliflere dayalı olarak, bir sonraki kilometre taşı olan 2030 yılında bu hedefler daha da öteye taşınmakta, taban çizgisiyle kıyaslı olarak emisyonlarda %40 kesinti, yenilenebilir enerji kaynaklarından alınan enerjinin %27’ye çekilmesi ve enerji verimliliğinde %27 iyileştirme (ya da Avrupa Komisyonu tarafından yeni teklif edildiği haliyle %30) beklenmektedir.

Emisyonlarda genel azalma

Bu hedeflere ulaşmak üzere benimsenen tedbirler, Avrupa’nın sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkıda bulunuyor. 2015 yılında AB’nin sera gazı emisyonları 1990 düzeyine kıyasla yaklaşık %22 daha azdı. Ulaşım, refrijerasyon  ve soğutma sektörleri hariç tutulursa, tüm ana sektörlerde azalma kaydedildi. Bu süre zarfında en yüksek ölçüde emisyon azaltımı sanayi ve enerji tedarik sektörlerinde neredeyse eşit bir biçimde gerçekleşti.

Sera gazı emisyonları ve enerjiye dair yakın zamanlı AÇA değerlendirmelerine göre, (Trends and projections in Europe 2016 - Avrupa’da eğilimler ve öngörüler 2016), AB toplu olarak, 2020 hedeflerine ulaşma doğrultusunda ilerleyişini beklediği gibi sürdürüyor. Azalmanın 2020 sonrasında yavaşlaması bekleniyor ve uzun vadeli hedefleri karşılayabilmek için daha fazla çaba gerekiyor. Arabalar daha üstün yakıt verimliliğine sahip olsa ve biyoyakıt kullanımı artsa da, AB’de ulaşım alanında genel emisyonların azaltılmasının oldukça zorlu bir görev olduğu daha önce doğrulandı. İkinci nesil biyoyakıtlar, karbon yakalama ve depolama gibi bazı teknolojik çözümlerin, genel iklim girişimlerine katkıda bulunması bekleniyor. Ancak bunların ihtiyaç duyulan ve gerçekleştirilebilir ölçüde uygulanıp uygulanamayacağı, uzun vadede gerçek anlamda sürdürülebilir olup olmayacağı henüz net değil.

Girişim Paylaşım Kararı ve AB Emisyon Ticaret Sistemi

Sera gazı emisyonu azaltımlarına ilişkin Avrupa Birliği’ne ait girişimlerin yapı taşlarından biri Effort Sharing Decision (Girişim Paylaşım Kararı) oldu. Bu çerçevede 2020 yılı için tüm AB Üye Devletlerine ait bağlayıcı yıllık sera gazı emisyon hedefleri belirlendi. Bu karar kapsamında, AB’ye ait genel emisyonların yaklaşık %55’inden sorumlu olan ulaşım, inşaat, tarım ve atık sektörleri yer aldı. Üye Devletlerin ilgili varlıkları temel alınarak ulusal emisyon hedefleri tayin edildi. Bu çerçevede daha varlıklı ülkelerin emisyonlarını diğerlerine kıyasla daha çok azaltması şart koşuldu. Öte yandan bazı ülkelerin değinilen sektörlerde emisyonlarını artırmalarına izin verildi. 2005 düzeyleriyle kıyaslandığında ulusal hedefler, 2020 yılına kadar değinilen sektörlerde toplam AB emisyonları üzerinden yaklaşık %10 azaltım sağlayacak.

AB emisyonlarının geri kalan %45’lik bir kısmı (genel olarak enerji santralleri ve sanayi tesislerinden) AB Emisyon Ticaret Sistemi (AB ETS) ile düzenleniyor. AB ETS 31 ülkeden yüksek enerji kullanıcısı olan 11.000’den fazla tesis tarafından salınan toplam sera gazı miktarı için tavan değer belirliyor ([1]). Bu ayrıca bu ülkeler arasında hava yolu işletmeciliğinden alınan emisyonları da kapsıyor.

Bu sistem dahilinde firmalar emisyon izinleri alıyor veya satın alıyor, bunları da başkalarıyla değiştirebiliyorlar. Aldıkları izinlerden daha fazla emisyon salınımında bulunan firmalara ağır cezalar uygulanıyor. Bu sistem çapında uygulanan tavan değer zamanla azaltılıyor, böylelikle toplam emisyon değerlerinin düşmesi sağlanıyor. Karbon üzerinden parasal bir değer belirleyerek AB ETS, en uygun maliyetli emisyon kesintilerini bulmaları ve temiz, düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapmaları için firmalara teşvikler yaratıyor.

Avrupa Çevre Ajansı AB ETS denetiminde sera gazı emisyonlarını azaltma sürecini yakından izliyor. En güncel veriler ve değerlendirmelere göre bu emisyonlar 2005 ila 2015 yılları arasında %24 azaldı ve şu anda 2020 yılı için belirlenmiş tavan değerin altında. Bu düşüşün kaynağında genel olarak elektrik üretimi için taş kömürü ve linyit yakıtların daha az kullanımı, yenilenebilir kaynakların da daha fazla kullanımı yer alıyor. AB ETS kapsamında diğer sanayi faaliyetlerinde salınan emisyonlarda da 2005 yılından bu yana azalma kaydedildi, fakat bunlar geçtiğimiz yıllarda sabit kaldı.

Avrupa Komisyonu son dönemde 2021 yılından sonrası için emisyonlardaki azaltma hızını artırmayı teklif etti. Böylelikle ETS kapsamındaki sektörler 2030 yılına kadar emisyonlarını 2005 yılına kıyasla %43 oranında azaltacak. Uzun vadede 2030 yılı hedeflerinin ötesine bakıldığında, AB Üye Devletleri, Girişim Paylaşım Kararı kapsamındaki sektörlerden salınan sera gazı emisyonlarında daha yüksek azaltımlar elde edebilirler. Bu sektörleri hedefleyen kayda değer girişimler uygulanmadığı takdirde AB, 2050 yılına kadar emisyonlarını 1990 seviyelerinin %80 altına indirme hedefinin oldukça gerisine düşecek.

Sektörleri hedeflendirme ve uzun vadede uyum sağlama

AB’nin Girişim Paylaşım Kararı ve AB ETS ile bağlantılı emisyon azaltma girişimleri geniş bir politika ve uzun vadeli strateji yelpazesiyle destekleniyor. Örneğin orman alanı açma veya ormanlaştırma gibi arazi kullanımı değişiklikleri de atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunu etkileyebiliyor. Avrupa Komisyonu 2016 yılı Temmuz ayında bir kanun teklifi sundu. Bu doğrultuda AB’nin 2030 iklim ve enerji çerçevesine arazi kullanımı, arazi kullanımı değişiklikleri ve ormancılıktan salınan sera gazı emisyonları ve bunların giderilmesi de dahil edildi.

Benzer bir şekilde ulaşıma yönelik giderek büyüyen talep, bu sektörden emisyonların azaltılmasını oldukça zorlaştırdı. Bununla başa çıkabilmek için AB, European Strategy for Low-Emission Mobility (Düşük Emisyonlu Hareketlilik için Avrupa Stratejisi) ve Europe on the Move (Avrupa Hareket Ediyor) gibi ulaşıma yönelik çeşitli politika paketleri ortaya koydu. Binalarda enerji verimliliğinin artırılması veya yenilenebilir enerji gibi diğer zorluklar da yakın dönemde Kasım 2016 tarihinde teklif edilen kapsamlı paket ile güçlendirildi.

AB’nin uzun vadeli iklim hedefleri Avrupa Birliği Stratejisi gibi uzun vadede politika uyumu sağlamayı hedefleyen daha geniş politika çerçeveleriyle destekleniyor ve buna uyumlu hale getiriliyor. Net bir politika vizyonu ve zaman içinde güçlü bir siyasi taahhüt olmadan yatırımcılar, üreticiler ve tüketiciler, riskli yatırım olarak algılayabilecekleri çözümleri benimseme konusunda isteksiz olabilirler.

Yatırım kararları geleceğe şekil veriyor

Temelde enerjiyle ilişkili sera gazı emisyonları iki şekilde azaltılabilir: temiz enerji kaynaklarını tercih ederek (örneğin fosil yakıtlar yerine yakılmayan yenilenebilir kaynaklar kullanarak) ve/veya enerji tasarrufları ve enerji verimlilik kazançlarıyla genel enerji tüketimini azaltarak (örneğin ev yalıtımını iyileştirerek veya daha yeşil ulaşım seçeneklerini kullanarak).

Ancak iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmak için bu değişimin çok kısa sürede, fosil yakıt rezervleri tükenmeden önce gerçekleşmesi gerekiyor. Atmosfere ne kadar fazla sera gazı salınımında bulunursak, iklim değişikliğine ait zararlı etkileri sınırlandırma olasılığımız o kadar azalır.

Elimizdeki görevin aciliyeti dikkate alındığında, karşımızdaki soru şu oluyor: halen fosil yakıt tabanlı enerjiye yatırım yapıyor muyuz veya yatırım yapmayı planlıyor muyuz? Enerji kaynağını sübvanse etme yönünde politika kararları, yatırım kararlarını da etkileyebilir. Bu açıdan destekler ve vergi teşvikleri, güneş ve rüzgar kaynaklarından yenilenebilir enerji üretimini güçlendirme konusunda oldukça kritik bir öneme sahip. Bu ayrıca pek çok ülkede teşvikine devam edilen fosil yakıt yatırımları için de geçerli.

Son yıllarda pek çok yatırımcı, yatırımlarını fosil yakıtlarla ilişkili faaliyetlerden uzağa kaydırma kararı aldığını duyurdu. Bu duyuruların bir kısmı etik endişelere dayalıyken, diğerleri yüzyılın sonuna kadar küresel ısınmayı 2 °C ile sınırlandırmak için salınabilecek toplam sera gazı miktarını tayin eden bir tavan miktar belirlendiğinde (genellikle ‘karbon bütçesi’ olarak ifade edilen), bu tür yatırımların iş anlayışı açısından mantığı hakkında şüpheleri olduğunu belirtti.

Enerji üretimi genellikle büyük yatırımlar gerektiriyor ve işletime açıldıktan sonra bir elektrik santralinin on yıllar süresince hizmette kalması bekleniyor. Alışılmış kirletici teknolojilere yönelik mevcut ve planlı yatırımlar, temiz enerji kaynaklarına geçiş sürecini fiili olarak yavaşlatabiliyor. Bu yatırım kararları enerji seçenekleri ve kaynaklarını on yıllar süresince bağlayabiliyor, yeni çözümlerin benimsenmesini daha zor kılabiliyor.

Bu tür bir riski vurgulamak gerekirse, AÇA Avrupa’nın fosil yakıt kullanan mevcut ve planlı enerji santrallerini analiz etti. Bu analiz gösterdi ki, gelecek on yıllar içerisinde mevcut tesislerin ömrünü uzatır ve yeni fosil yakıt tabanlı santraller inşa edersek, AB ihtiyaç duyduğundan daha fazla fosil yakıt tabanlı enerji üretim kapasitesine sahip olma riskine girmiş oluyor. Farklı bir deyişle AB’nin iklim hedeflerine ulaşabilmek için, bu enerji santrallerinin bir kısmını faaliyetsiz olarak bekletmek gerekecek.

Buna benzer başka bağlanma riskleri örneğin ulaşım sektöründe de var. Hareketliliğimiz yüksek düzeyde fosil yakıt tabanlı içten yanmalı motorlara bağımlı ve buna ek olarak, geleneksel kara yolu ulaşım altyapısına sürekli olarak yatırımlar yapılıyor. Bu iki husus bir araya geldiğinde daha sürdürülebilir ulaşım şekillerine geçişin önünde bir bariyer oluşturuyor. Ancak iklim değişikliğini hafifletmek, hava ve gürültü kirliliğini azaltmak ve en nihayetinde insanların yaşam kalitesini iyileştirmek için bu değişikliğin yapılması zorunlu.

Enerji ve iklim ikileminin üstesinden gelebilmek kolay değil, ancak çoğu ümit vaat eden yenilik şimdiden şekil almaya başladı. AÇA ve European Environment Information and Observation Network – Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı (Eionet) tarafından sunulan yakın dönemli rapor Sustainability transitions: Now for the long term (Sürdürülebilir geçişler: Artık uzun vadede) enerjiyle ilişkili sera gazı emisyonlarını azaltma potansiyeli bulunan sektörlerdeki yeniliklerin bazılarını öne çıkarıyor. Gıda atıklarını azaltmak, şehirde tarım, daha iyi tedarik zincirleri ve güneş enerjili hava seyahati belki büyük yapbozun küçük parçaları olabilir, ancak bir araya geldiklerinde yenilikçi teknoloji ve uygulamaların nasıl ortaya çıkabileceğini ve sürdürülebilirlik alanında daha geniş çaplı bir değişimin önünü nasıl açabileceğini gösteriyorlar.

([1])            AB-28, İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç

İlgili içerik

Haberler ve makaleler

İlgili yayınlar

Ayrıca bkz.

Geographic coverage

Temporal coverage

Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100