Değişen bir iklimde yaşamak İklimimiz değişiyor.

Dili değiştir
Article Yayınlandı 12.10.2015 Son değiştirilme 2016.09.15 10:50
İklimimiz değişiyor. Bilimsel kanıtlar küresel ortalama sıcaklığın yükseldiğini ve yağış şekillerinin değiştiğini gösteriyor. Ayrıca buzulların, Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki deniz buzlarının ve Grönland buz tabakasının eridiğini de gösteriyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin Beşinci Değerlendirme Raporu’na göre, 20. yüzyılın ortalarından beri devam eden ısınma, ağırlıklı ortasından faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonların neden olduğu sera gazı konsantrasyonlarındaki artıştan kaynaklanıyor. Fosil yakıtların yakılması ve arazi kullanımındaki değişiklikler de bu artıştan büyük ölçüde sorumlu.

 Image © Mariusz Warsinski, Environment & Me/EEA

İklim değişikliğinin en olumsuz etkilerini önlemek için küresel sera gazı emisyonlarını büyük ölçüde azaltmamız gerektiği ortada. Ayrıca, değişen iklime de uyum sağlamalıyız. Sera gazı emisyonlarında önemli azalmalar olsa bile, iklimimizin belli bir dereceye kadar değişmesi ve bu değişimin etkilerinin Avrupa da dahil olmak üzere dünya çapında hissedilmesi beklenmektedir. Sel ve kuraklıkların daha sık ve yoğun bir şekilde görülmesi de beklenmektedir. Daha yüksek sıcaklıklar, yağış seviyeleri ve şekillerindeki değişiklikler veya şiddetli hava olayları halihazırda sağlığımızı, doğal ortamımızı ve ekonomimizi etkilemektedir.

İklim değişikliği bizi etkiliyor

Bunun farkında olmayabiliriz, ancak iklim değişikliği hepimizi etkiliyor: çiftçiler, balıkçılar, astım hastaları, yaşlılar, çocuklar, şehir sakinleri, kayakçılar, tatilciler... Sel ve fırtına dalgası gibi şiddetli hava olayları küçük toplulukları, hatta bölgeleri ve ülkeleri dahi harap edebilir. Sıcak hava dalgaları hava kirliliğini çoğaltarak kalp-damar ve solunum hastalıklarını ağırlaştırabilir ve bazı durumlarda can kaybına neden olabilir.

Okyanusların ısınması besin zincirinde ve dolayısıyla deniz yaşamında dengesizliklere neden olabilir ve mevcut durumda kapasitesinden daha fazla tüketilmekte olan balık rezervlerine fazladan bir yük getirebilir. Yüksek sıcaklıklar okyanuslardan sonra en büyük ikinci karbon yutağı olan topraktaki karbon depolama kapasitesini de değiştirebilir. Kuraklıklar ve yüksek sıcaklıklar tarımsal üretimi etkileyerek ekonomik sektörler arasında su ve toprak gibi değerli kaynaklar için rekabeti tetikleyebilir.

Bu etkiler gerçek kayıplarla sonuçlanır. Son araştırmalara göre, iklim değişikliğine uyum sağlamaya yönelik faaliyetlerin gerçekleştirilmemesi durumunda, Avrupa’da 2100 yılı itibariyle sıcaklığa bağlı ölümlerin yılda 200.000’e ulaşabileceği tahmin edilmektedir. Akarsu taşkınlarının hasar maliyeti yılda 10 milyar Euro’dan fazla olabilir. İklim değişikliğinin diğer etkileri arasında orman yangınlarından kaynaklanan hasarlar, tarım ürünü veriminde düşüş veya solunum yolları hastalıkları nedeniyle oluşan çalışma günü kayıpları bulunmaktadır.

Buna benzer güncel ve gelecekte oluşacak etkilerle karşı karşıya olan Avrupalıların, iklim değişikliğine uyum sağlamaktan başka seçeneği yoktur. Ülkelerin uyum faaliyetlerini planlamalarına yardımcı olmak için, Avrupa Birliği seviyesinde bir uyum stratejisi şimdiden uygulamaya konulmuş ve 20’den fazla Avrupa ülkesi ulusal uyum stratejilerini kabul etmiştir.

Mevcut uyum projelerinden bazıları yeni altyapılar (örn. su tahliye kanalları ve bentler) inşa etmeye yönelik büyük projeleri kapsarken, diğerleri de aşırı su ya da sıcaklık gibi iklim değişikliği etkileriyle doğanın mücadele etmesini sağlayacak şekilde ekosistemlerin güçlendirilmesini önermektedir. Ülkelerin, kentlerin ve bölgelerin iklim değişikliği etkilerine karşı hazırlanmalarına ve sera gazı emisyonlarını azaltmalarına yardımcı olmak için, farklı teşvikler ve fon olanakları mevcuttur.

Emisyonların azaltılması

İklim değişikliğinin şiddeti, atmosfere salınan sera gazı emisyonlarını ne miktarda ve ne kadar hızlı azaltabileceğimize bağlı olacaktır. İklim değişikliği, zamanımızın en büyük zorluklarından biridir. Bu, küresel ve hepimizi ilgilendiren bir sorundur. Bilim camiası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini önlemek için küresel ortalama sıcaklıklardaki artışın sınırlandırılmasını ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasını şiddetle tavsiye etmektedir. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında, uluslararası toplum, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayileşme öncesi dönemlerin 2°C üstüyle sınırlamak konusunda anlaşmaya varmıştır.

Küresel ortalama sıcaklığın 2°C’den fazla artması durumunda, iklim değişikliğinin sağlığımız, doğal çevremiz ve ekonomimiz üzerindeki etkileri çok daha şiddetli olacaktır. Ortalama 2°C’lik artış, sıcaklıkların dünyanın bazı bölgelerinde, özellikle de Kuzey Kutbu’nda 2°C’den fazla artacağı ve eşsiz doğal sistemler üzerinde daha büyük etkilere yol açacağı anlamına gelmektedir.

Avrupa Birliği, iklim değişikliği etkilerinin hafifletilmesi konusunda uzun dönemli ve iddialı hedefler belirlemiştir. 2013’te, AB kendi sınırları içindeki sera gazı emisyonlarını 1990 yılı seviyelerine göre %19 oranında azaltmıştır. 2020 itibariyle %20 oranında bir düşüş hedefi, ulaşılabilecek bir hedeftir.

Yerel emisyonların (yani AB sınırları içinde salınan emisyonların) 2030 yılı itibariyle en az %40 oranında ve 2050 itibariyle %80- 95 oranında düşürülmesi, AB’nin yeterli miktarda kamu ve özel kaynağı sürdürülebilir ve yenilikçi teknolojilere yönlendirebilme kapasitesine kısmen bağlı olacaktır. Yürürlükteki karbon fiyatları ve düzenlemeleri, yatırımları yenilenebilir enerji ve özellikle de enerji verimliliği konusunda iklim dostu yeniliklere doğru yönlendirmede etkin araçlardır. Bazı durumlarda, fonlama kararları bazı sektörlerden yatırımların çekilmesine ve bazılarının da yeniden yapılandırılmasına neden olabilir.

AB Üye Devletleri tarafından yapılan emisyon azaltımları, sorunu yalnızca kısmen ele alabilir, çünkü AB’de halihazırda salınmakta olan sera gazı emisyonları, küresel sera gazı emisyonlarının yalnızca yaklaşık %10’unu oluşturmaktadır. 2°C hedefine ulaşılmasının, küresel sera gazı emisyonlarında yapılacak önemli kesintilerle birlikte bir küresel çaba gerektirdiği açıktır. Bilim camiası, 2°C hedefini gerçekleştirmek için yüzyıl bitiminden önce yalnızca sınırlı miktarda karbonun atmosfere salınabileceğini belirtmektedir. Dünyada şimdiden bu “karbon bütçesinin” büyük bir kısmı salınmıştır. Mevcut oranlarda, karbon bütçesinin tamamı 2100’den çok önce tüketilecektir.

Ortalama sıcaklık artışını 2°C ile sınırlandırmak için, bilimsel çalışmalara göre küresel emisyonlar 2020 yılında zirve noktasına ulaşmalı ve ardından düşüşe geçmelidir. Bu bağlamda, Paris’te gerçekleştirilecek iklim toplantıları (COP21), sera gazı emisyonlarının azaltılması ve gelişmekte olan ülkelere destek verilmesi konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için dönüm noktası olmalıdır.

2050 itibariyle düşük karbonlu bir gelecek mümkün

Sorunun merkezinde sürdürülemez nitelikteki tüketim ve üretim modelleri bulunmaktadır. Avrupa bağlamında gözlemlenen son eğilimler ve küresel eğilimlerden yola çıkan son raporumuz “Avrupa’da çevre — durum ve genel görünüm 2015”, yeşil ekonomiye geçişin gerekliliğini belirtmektedir. Yeşil ekonomi, gezegenimizin sınırları dahilinde iyi yaşamamıza olanak veren, sürdürülebilir bir yaşam şeklidir. Bu geçiş, enerji ve ulaşım gibi kilit sistemlerde uzun vadeli altyapı yatırımları gerektiren yapısal değişiklikleri kapsar.

Avrupalılar bu kilit sistemlere şimdiden yatırım yapıyorlar. Burada karşılaşılabilecek zorluk, yapılmakta olan ve ileride yapılacak olan tüm yatırımların bizi, ekonomimizi çevre dostu hale getirmeye bir adım daha yaklaştırdığından ve sürdürülebilir olmayan bir kalkınma yoluna sıkıştırmadığından emin olmaktır. Bugün doğru yatırımların yapılması, yalnızca iklim değişikliğinin genel maliyetlerini azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda Avrupa’nın geleceğin ekonomisi olan eko-endüstrilerin geliştirilmesi konusunda uzmanlığını güçlendirecektir. Yolun sonunda, hepimizin iklim değişikliğinin olduğu bir hayatın nasıl görüneceğini tanımlamak konusunda bir payı olacak.

Karşı karşıya olduğumuz zorluk ürkütücü görünebilir. Ancak bu zorluk ne kadar büyük olursa olsun, 2°C hedefi hala ulaşabileceğimiz bir hedeftir. Şimdi bunu başarmak için cesur ve hırslı olmaya ihtiyacımız var.

Hans Bruyninckx
AÇA İcra Direktörü

Değişen bir iklim yaşamlarımızın neredeyse her yönünü etkileyecektir. Avrupa’nın pek çok bölgesinde yağış yoğunluğundaki ve sıklığındaki artış, sellerin şiddetli ve sık yaşanmasına neden olacaktır. Güney Avrupa da dahil olmak üzere Avrupa’nın diğer yerlerinde, yüksek sıcaklıklar ve azalan yağış, birçok bölgenin kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği anlamına gelmektedir.

Geographic coverage

Austria, Belgium, Bulgaria, Croatia, Cyprus, Czech Republic, Denmark, Estonia, Finland, France, Germany, Greece, Hungary, Iceland, Ireland, Italy, Latvia, Liechtenstein, Lithuania, Luxembourg, Malta, Netherlands, Norway, Poland, Portugal, Romania, Slovakia, Slovenia, Spain, Sweden, Switzerland, Turkey, United Kingdom
Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100