Kişisel araçlar

sonraki
önceki
öğeler

Içeriğe geçiş yap. | Gösterime geç

Sound and independent information
on the environment

Buradasınız: Ana Sayfa / İşaretler - Aldığımız her nefes / İşaretler 2012 / Makaleler / Madenden çöplüğe ve ötesine

Madenden çöplüğe ve ötesine

Dili değiştir
Tükettiğimiz ve ürettiğimiz neredeyse her şeyin çevre üzerinde bir etkisi var. Her gün satın alacağımız belirli mal veya hizmetler arasından seçim yaparken, çoğu zaman bunların çevre üzerindeki ‘ayak izlerini’ dikkate almıyoruz. Ürünlerin raf fiyatları çoğu zaman gerçek maliyetlerini dahi yansıtmıyor. Bütün bunlara rağmen, tüketimimizi ve üretimimizi daha yeşil bir hale getirmek için yapabileceğimiz çok şey var.
Electronic waste in India

Electronic waste in India  Image © EEA/Ace&Ace

2011 Mayısı’nda New York’ta Beşinci Caddede bulunan Apple Mağazasına Apple’ın en son iPad2 ürününü satın almak üzere tüm dünyadan insanlar akın ediyordu. Gün içinde mağazaya ne kadar ürün getirilirse birkaç saat içerisinde satılıyordu. Beşinci Caddedeki mağaza en şanslılarından biriydi. Dünya genelindeki birçok Apple mağazası yalnızca sipariş alıp ürünleri haftalar sonra teslim ediyordu.

Bu gecikmenin nedeni kötü bir ticari planlama veya aşırı derecede başarılı bir pazarlama kampanyası değildi. Bu gecikme tamamen gezegenin diğer tarafındaki bir seri felaketten kaynaklanıyordu. iPad2’nin temel parçalarından beş tanesi, 11 Mart 2011 depreminin meydana geldiği Japonya’da üretiliyordu. Bu parçalardan bazılarının üretimi kolayca Güney Kore veya Amerika’ya kaydırılabildi, ancak dijital pusula için bu mümkün olmadı. Dünyadaki en önemli dijital pusula üreticilerinden biri, Fukushima reaktörlerine 20 km’den daha yakındı ve tesisini kapatmak zorunda kaldı.

Kaynaklar, üretim hatlarını beslemek üzere akıyor

Birçok açıdan sıkı bir bağ içerisinde olan dünyamızda birçok elektronik cihazın yolculuğu çoğunlukla gelişmekte olan bir ülkede bulunan bir madende ve çoğunlukla gelişmiş bir ülkede bulunan bir ürün geliştirme merkezinde başlıyor. Günümüzde dizüstü bilgisayarların, cep telefonlarının, otomobillerin ve dijital fotoğraf makinelerinin üretimi için neodimyum, lantan ve seryum vb. gibi nadir toprak elementleri kullanılıyor. Aslında birçok ülkede kaynaklar bulunmasına rağmen, madencilik maliyetlidir ve bazı durumlarda zehirli ve radyoaktif etkileri de vardır.

Madenden çıkarıldıktan sonra ham madde kaynakları genellikle bir üretim tesisine taşınır ve burada çeşitli ürün bileşenlerine çevrilir ve bu bileşenler de daha sonra ürünleri oluşturmak üzere monte edilmesi için başka tesislere gönderilir. Bir cihaz satın aldığımızda, bu cihazın farklı parçaları zaten dünya etrafında dolaşmış ve bu yolculuğun her aşamasında çevre üzerinde ayak izleri bırakmıştır.

Aynı durum sofralarımıza koyduğumuz gıdalar, yatak odalarımızdaki mobilyalar ve araçlarımızda kullandığımız yakıt için de geçerli. Birçok malzeme ve kaynak topraktan çıkartılır, tüketilebilir bir ürüne veya hizmete dönüştürülür ve nihai olarak genellikle şehirlerdeki evlere gönderilir. Örneğin, Avrupa’daki hanelere içme suyu temini için su kaynağından gerekli miktarda suyun alınması yetmez. Suyun tüketime hazır hale gelebilmesi için, suyun taşınması, depolanması, arıtılması ve ısıtılması amacıyla altyapı ve enerji gerekir. Aynı şekilde, bir defa ‘kullanıldıktan’ sonra, bertaraf edilmesi için de altyapı ve enerji gerekir.

Copyright: ThinkstockHollanda’da standart boyda bir fincan kahve hazırlamak için yaklaşık 140 litre su gerekir. Bu suyun büyük bir kısmı kahve çekirdeklerinin yetiştirilmesi için harcanır. Daha çarpıcı bir rakam vermek gerekirse, bir kilogram biftek üretmek için yaklaşık 15 400 litre su gerekir.

Kaynak: Su Ayak İzi Ağı (Water Footprint Network)

Her şey tüketim için

Tüketim seviyelerimizin ve tarzlarımızın çevre üzerindeki etkilerinin bazıları ilk bakışta görülemeyebilir. Cep telefonlarımızı şarj etmek ve gıdalarımızı dondurmak için gerekli elektrik üretilirken atmosfere karbon dioksit emisyonları salınır ve bu da iklim değişikliğine olumsuz yönde katkıda bulunur. Taşımacılık sektörü ve sanayi tesisleri sülfür oksitler ve nitrojen oksitler vb. gibi insan sağlığı açısından zararlı hava kirleticileri salar.

Yaz aylarında güneye tatile giden milyonlarca insan bu tatil bölgelerinde ilave bir yüke yol açar. Seyahatleri sırasında salınan sera gazı emisyonlarına ek olarak, konaklama ihtiyaçları, inşaat sektörünün malzeme kaynakları ve enerjiye yönelik taleplerini arttırır. Yerel nüfusun mevsimsel olarak yükselmesi, temizlik ve eğlence amaçlı olarak kullanılmak üzere kurak yaz aylarında kaynaklardan daha fazla miktarda su çekilmesini gerektirir. Bu mevsimsel nüfus artışı ayrıca daha fazla atık su arıtımı, bu bölgelere daha fazla miktarda gıda taşınması ve artan atık miktarının yönetilmesi anlamına gelir.

Copyright: ShutterstockÇevresel etkilerimizin tam boyutu konusundaki belirsizliğe rağmen, mevcut kaynak kullanım seviye ve tarzımızın bu şekilde devam edemeyeceği kesin. Durum aslında oldukça basit; ekilebilir alan ve su gibi hayati kaynaklarımız sınırlı miktarda bulunuyor. Su kıtlığı, otlakların açılması için ormanların kesilmesi veya sanayi tesislerin çevreye kirletici yayması vb. gibi ortaya çıkan bir yerel sorun kolaylıkla hepimizi etkileyen, küresel ve sistemik bir soruna dönüşebilir.

Kaynak tüketimimizin bir göstergesi de Küresel Ayak İzi Ağı (Global Footprint Network) tarafından geliştirilen ekolojik ayak izi değeridir. Bu değer, malların üretilmesi ve CO2 emisyonlarının soğurulması için kullanılan dolaylı alanlar da dahil, dünya genelindeki toprak kullanımı açısından ülkelerin tüketimlerini hesaplıyor. Bu metodolojiye göre, 2007 yılında bir kişinin ayak izi 2,7 küresel hektara karşılık geliyordu.

Bu değer, çevrenin üretim kapasitesini tehlikeye atmadan tüketimimizi sürdürebilmek için her birimizin kullanabileceği alan olan 1,8 küresel hektarın çok üzerindedir (Küresel Ayak İzi Ağı, 2012). Gelişmiş ülkelerde bu fark daha da yüksektir. AÇA ülkeleri kişi başına 4,8 küresel hektarlık alan tüketiyor; buna karşılık, kişi başına kullanılabilecek ‘biyokapasite’ değeri sadece 2,1 küresel hektardır (Küresel Ayak İzi Ağı, 2011).

Tüketim aynı zamanda iş anlamına geliyor

Doğal kaynakları tüketme isteğimiz ve ihtiyacımız madalyonun yalnızca bir yüzü. İspanya’da yazlık inşa etmek, Hollanda’da domates yetiştirmek veya Tayland’ta tatil yapmak, inşaat işçileri, çiftçiler ve seyahat acenteleri için iş, gelir ve nihayetinde geçim kaynağı ve yüksek bir yaşam kalitesi demek. Dünya genelindeki birçok insan, daha yüksek bir geliri temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına istiyor. Ancak, burada ‘ihtiyaç’ olarak ifade edilen şeyin tanımlanması kolay değildir ve bu tanım büyük ölçüde kültürel algılara ve gelir seviyelerine bağlı olarak değişir.

Maden üretimi, Çin’in İç Moğolistan bölgesinde nadir toprak elementlerinin üretildiği bir madende çalışan işçilere sorulduğunda, aileleri için geçim kaynağı ve çocukları için eğitim anlamına gelir. Japonya’daki fabrika işçilerine sorulduğunda, yalnızca gıda ve eğitim değil, aynı zamanda Avrupa’da birkaç haftalık tatil anlamına da gelir. Apple mağazasına akın eden kalabalığa sorulduğunda, nihai ürün kimisi için mutlaka olması gereken profesyonel bir cihaz, kimisi için ise bir eğlence cihazı anlamına gelir. Aslında, eğlence ihtiyacı da insani bir ihtiyaç. Çevre üzerindeki etkisi, bu ihtiyacı nasıl karşıladığımıza göre değişir.

Yolculuk çöpte son buluyor

Elektronik cihazların, gıda maddelerinin ve içme suyunun yaptığı yolculuk evlerimizde son bulmuyor. Televizyonlarımızı veya fotoğraf makinelerimizi modaları geçene kadar veya uyumlu olmayan bir DVD oynatıcı satın alana kadar kullanıyoruz. Bazı AB ülkelerinde satın alınan gıda ürünlerinin yaklaşık üçte biri çöpe atılıyor. Peki, henüz satın alınmadan çöpe atılan gıdalar? 27 Avrupa Birliği üyesi ülke tarafından her yıl 2,7 milyar ton atık üretiliyor.

Peki, bu kadar atık nereye gidiyor? Kısaca, gözümüzden uzaklara! Bu atıklardan bazıları yasal veya kaçak olarak küresel pazarlarda satılıyor. Sorunun uzun yanıtı ise çok daha karmaşık. ‘Neyin’ atıldığına ve ‘nereye’ atıldığına göre değişiyor. 32 AÇA ülkesinde üretilen atıkların ağırlıkça üçte birinden fazlası inşaat atıkları ve molozlardır, yani ekonomik gelişmeyle yakından bağlantılıdır. Dörtte birlik dilimi ise maden ve ocak atıklarından meydana geliyor. Tüm atıklar nihai olarak insan tüketimine yönelik üretilmesine rağmen, konutlardan kaynaklanan atıklar toplam atık miktarının ağırlıkça onda birinden daha düşük bir kısmına karşılık geliyor.

Atık bilgilerimiz de tüketim verilerimiz gibi tam değil, ancak atık yönetimiyle ilgili olarak yapmamız gereken daha çok şey olduğu kesin. Ortalama olarak her bir AB vatandaşı yılda 16–17 ton malzeme kullanıyor ve bu miktarın çok büyük bir kısmı er ya da geç çöpte son buluyor. Kullanılmayan maden üretimi (örneğin, maden pasaları) ve ithal edilen ürünlerin ekolojik atıkları (doğal hali bozulan toplam doğal malzeme miktarı) da dikkate alınırsa, bu miktar kişi başına yaklaşık 40-50 ton seviyelerine yükseliyor.

Katı atık depolama alanları, kullanım ömrü sona eren araçlar, paketleme ve paketleme atıkları ile ilgili AB direktifleri gibi mevzuatlar, Avrupa Birliği’nin şehir atıklarının büyük bir bölümünü katı atık depolama alanlarından yakma ve dönüştürme tesislerine yönlendirmesine yardımcı oldu. 2008 yılında AB’de katı atıkların % 46’sı geri kazanıldı. Geri kalanı ise yakma tesislerine (% 5) veya katı atık depolama alanlarına (% 49) gönderildi.

Data on waste - TR

Yeni bir altın madeni tipi arıyoruz

Elektrikli ev ürünleri, bilgisayarlar, aydınlatma ekipmanları ve telefonlar çevre açısından tehdit oluşturan tehlikeli maddelere ek olarak değerli metaller de içerir. 2005 yılında piyasadaki elektrikli ve elektronik cihazların toplam 450 000 ton bakır ve yedi ton altın içerdiği tahmin ediliyor. Londra Metal Borsası’nda bu metallerin 2011 Şubat ayındaki toplam değerleri sırasıyla 2,8 milyar Euro ve 328 milyon Euro olurdu. Avrupa ülkeleri arasındaki önemli farklılıklara rağmen, şu anda atılan bu elektronik cihazların yalnızca küçük bir bölümü toplanılıp yeniden kullanılıyor veya geri dönüştürülüyor.

‘Çöpe atılan’ değerli metallerin de küresel bir boyutu var. Almanya her yıl Hamburg limanından Avrupa Birliği dışına, ağırlıklı olarak Afrika ve Orta Doğu’ya, yaklaşık 100 000 kullanılmış otomobil ihraç ediyor. 2005 yılında ihraç edilen otomobillerin yaklaşık 6,25 ton platin grubu metal içerdiği tahmin ediliyor. AB’nin aksine, bu otomobilleri ithal eden ülkelerin büyük bir çoğunluğunda gerekli mevzuatlar ve kullanılmış otomobillerin sökülmesi ve geri dönüştürülmesi için yeterli olanaklar bulunmuyor. Bu hem ekonomik kayıp anlamına geliyor, hem de ilave bir maden üretimi gerektiriyor. Aynı zamanda çevre üzerinde, çoğunlukla da AB sınırları dışında, aslında önlenebilecek olmalarına rağmen önlenememiş zararlara yol açıyor.

Şehir atık yönetiminin iyileştirilmesi, atıkların değerli bir kaynağa dönüştürülmesi, sera gazı emisyonlarının azaltılması da dahil çevreye verilen zararların önlenmesi ve yeni kaynaklara olan talebin düşürülmesi gibi önemli faydalar sağlayacaktır.

Kağıt örneğini ele alalım. 2006 yılında kentsel katı atıklardaki kağıtların yaklaşık % 70’e yakını geri dönüştürüldü; bu da tüketilen toplam kağıt ürünlerinin dörtte birine karşılık geliyordu. Geri dönüşüm oranının % 90 seviyesine yükseltilmesi, kağıt talebinin üçte birinden fazlasını geri dönüştürülmüş malzemelerden karşılayabilmemizi sağlayacaktır. Bu da yeni kaynaklara olan talebi düşürecek ve katı atık depolama alanlarına veya yakma tesislerine daha az miktarda kağıt atığının yollanmasını ve dolayısıyla sera gazı emisyonlarının azaltılmasını sağlayacaktır.

Buradan nereye gidebiliriz?

Çevreye zarar veren şey tüketim veya üretim değildir. Neyi, nerede ve ne kadar tükettiğimizin ve nasıl ürettiğimizin neden olduğu çevre üzerindeki olumsuz etkilerdir. Yerel düzeyden küresel düzeye kadar tüm kanun yapıcıların, işdünyasının ve sivil toplumun tamamı ekonominin daha yeşil bir hale dönüştürülmesine katkıda bulunmalarıdır.

Teknolojik yenilikler birçok çözümü beraberinde getiriyor. Temiz enerji ve temiz taşımacılık çevre üzerinde daha düşük bir olumsuz etki yaratabilir ve hepsi olmasa da ihtiyaçlarımızdan bir kısmını karşılayabilir. Ancak, teknoloji tek başına yetmez.

Copyright: Gülcin KaradenizÇözümümüz, daha düşük miktarda kaynak üretimi için yalnızca malzemelerin geri dönüşümüne veya tekrar kullanımına dayalı olamaz. Kaynakları kullanmaktan kaçınamayız, ancak bunları daha akıllı bir şekilde tüketebiliriz. Daha temiz alternatiflere geçiş yapabilir, üretim süreçlerimizi daha yeşil bir hale getirebilir ve atıklarımızı kaynağa dönüştürmeyi öğrenebiliriz.

Daha iyi politikalar, daha iyi bir altyapı ve destekleyici teşvikler kesinlikle gerekli, ama bizleri ancak belirli bir yere kadar götürebilirler. Yolculuğun son ayağı tamamen tüketici tercihlerine dayanıyor. Geldiğimiz ortam ve yaşımız ne olursa olsun, her gün belirli malları ve hizmetleri satın alırken verdiğimiz kararlar, hangi ürünlerin ne kadar üretileceğini belirliyor. Perakendeciler de raflara dizilecek ürünlerle ilgili bir o kadar söz sahibi olabilirler ve tedarik zincirini destekleyici, sürdürülebilir alternatiflere yönelik talepleri çoğaltabilirler.

Süpermarket raflarının veya çöp kutularının önüne geldiğimizde bir dakika durup düşünmemiz, kişisel olarak sürdürülebilir bir yaşama geçiş için iyi bir başlangıç olabilir. Dünden kalanları atmak yerine, bugün kullanabilir miyim? Bu makineyi almak yerine birinden ödünç alabilir miyim? Eski cep telefonumu geri dönüşüm için nereye gönderebilirim? …

Daha fazla bilgi için

Geographical coverage

[+] Show Map

Belge İşlemleri

Yorumlar

Şimdi kaydolun!
Yeni raporlar ve ürünler hakkında bildirimler alın. Şu anda 33058 abonemiz bulunmaktadır. Sıklık: 3-4 e-posta / ay.
Bildirimler arşivi
Bizi takip edin
 
 
 
 
 
Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100