Kişisel araçlar

sonraki
önceki
öğeler

Içeriğe geçiş yap. | Gösterime geç

Sound and independent information
on the environment

Buradasınız: Ana Sayfa / İşaretler - Refah ve çevre / İşaretler 2012 / Makaleler / Fiyatı ‘doğru’ biçebiliyor muyuz?

Fiyatı ‘doğru’ biçebiliyor muyuz?

Dili değiştir
Topics: , ,
Gelişmekte olan ülkelerin birçoğunun ekonomisi, vatandaşlarını yoksulluktan kurtarmak için doğal kaynaklarını kullanmaya dayanıyor. Bu da bu ülkelerin dayalı oldukları doğal sistemlere hasar verilmesi riskini beraberinde getiriyor. Kısa vadeli çözümlerde çoğunlukla toplumun uzun vadedeki refahı düşünülmüyor. Hükümetler, piyasaların doğa hizmetleri için ‘doğru’ fiyatı belirlemesine yardımcı olarak ekonomik tercihleri etkileyebilir mi? Burada Burkina Faso için pamuk üretiminde kullanılan suyun ne anlama geldiğini mercek altına alıyoruz.
Shopping trolleys

Shopping trolleys  Image © Shutterstock

Dünyadaki pamuk üreticilerinin % 99’u gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Bu da zirai ilaçların çoğunlukla eğitim seviyesinin ve güvenlik farkındalığının düşük olduğu alanlarda kullanıldığı ve hem çevrenin, hem de insan sağlığının risk altında olduğu anlamına geliyor.

Steve Trent, Çevre Adaleti Derneği Direktörü

Dünya genelinde bir milyardan fazla insan, Dünya Bankası’nın günde 1,25 Amerikan Doları’ndan daha düşük bir gelirle tanımladığı ‘aşırı yoksulluk’ koşullarında yaşıyor. Yoksulluk içerisinde yaşayan dünya nüfusunun oranının son 30 yıl içerisinde oldukça düşmesine rağmen, çok sayıda ülkede, özellikle de Afrika ülkelerinde, ilerleme kaydedilmekte güçlükler yaşanıyor.

Bu ülkelerdeki ekonomik faaliyetler temel olarak doğal kaynakların kullanımına, yani çiftçilik, ormancılık, madencilik gibi sektörlere dayanıyor. Sonuç olarak, hızla büyüyen nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak üzere ekonomik gelişmeyi hızlandırma çabaları, ekosistemler üzerinde büyük bir yük oluşturuyor.

Birçok durumda gelişmekte olan ülkelerde pamuk gibi kaynaklar üretilip örneğin Avrupa gibi daha zengin ülkelere ihraç ediliyor. Bu gerçek, endüstriyelleşen dünyada yaşayan biz tüketicilere önemli bir görev veriyor: ‘en yoksul bir milyar insanın’ yoksulluktan kurtulmasına yardımcı olmalı ve özellikle de bu insanların refahlarının bağlı olduğu doğal sistemleri yok ederek şanslarını ellerinden almamalıyız.

‘Beyaz altın’

Copyright: ShutterstockSahara’nın güneyinde bulunan, karayla çevrili, kurak ve çok fakir bir ülke olan Burkina Faso’da pamuk en büyük sektörlerden birisi. Aslında tam anlamıyla inanılmaz büyüklükte bir sektör. Son yıllarda artan üretim kapasitesiyle birlikte, Burkina Faso şu anda Afrika’nın en büyük pamuk üreticisi konumuna gelmiş bulunuyor. Bölgedeki adıyla ‘beyaz altın’, Burkina Faso’nun 2007 yılındaki ihracat gelirlerinin % 85’ini ve ekonomik gelirlerinin % 12’sini sağladı.

Pamuk gelirlerinin çok geniş bir şekilde dağılıyor olması oldukça önemli. Sektör, iş gücünün %15–20’sini istihdam ederken, 1,5–2 milyon insana doğrudan gelir sağlıyor. Son yüzyılda ekonomik büyümenin önemli aktörlerinden biri olan sektör, ürettiği vergi gelirleriyle de sağlık ve eğitim gibi alanlardaki gelişmelere finansman sağlıyor.

Burkina Faso’da yaşayan insanlar için, pamuk üretiminin faydalarının oldukça bariz olmasına rağmen, maliyeti genellikle dikkate alınmıyor.

Nüfusun dörtte biri sağlıklı içme suyuna erişemiyor. Nüfusun % 80’inden fazlası temel gıda ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak üzere geçimini suya dayalı olarak çiftçilikten sağlıyor. WMO’ya göre, yıllık su kaynağı talebi, mevcut kaynak kapasitesinden %10–22 oranında fazla.

Bu bağlamda son yıllarda pamuk üretimindeki büyük artış çok riskli görünüyor. Pamuk oldukça fazla su tüketen bir ürün — kuru aylarda sulama gerektirir ve diğer yaygın şekilde ekilen ürünlere kıyasla çok daha fazla miktarda suya ihtiyaç duyar.

Suyun pamuk üretimine ayrılması, diğer olası kullanımlara daha az su ayrılması anlamına geliyor. Hasat büyük ölçüde ihraç ediliyor; yani suyun büyük bir bölümü denizaşırı tüketicilerin taleplerini karşılamak için kullanılıyor. Bu süreç, ‘sanal su’ ihracatı olarak da adlandırılıyor.

Burkina Faso’da üretilen pamuğun yarısı Çin’e ihraç ediliyor ve burada yerel iplik fabrikalarına satıldıktan sonra uluslararası pazarlara çalışan giyim eşyası üreticilerine gidiyor. Tedarik zincirinin sonunda bulunan pamuklu ürün tüketicileri, çoğunlukla dünyanın çok daha kurak bölgelerinden önemli miktarda su ithal etmiş oluyorlar. Pamuk örneğiyle ilgili bir çalışma Avrupa’nın su ayak izinin % 84’ünün Avrupa dışında bulunduğu gösteriyor.

Burkina Faso gibi kurak ülkelerde normalde su yoğun ürünlerin ithal edilmesi gerekirken, bu ürünler ihraç ediliyor. Sonuç olarak, ‘sanal suyun’ ihraç edilmesi, o bölgedeki insanlar ve ekosistemler için yeterli suyun kalmamasına yol açıyor. Bu nedenle, Burkina Faso için suyun pamuk üretiminde kullanılmasının iyi bir fikir olup olmadığına, diğer kullanım seçeneklerine kıyasla bu kullanımın tüm maliyetleri ve faydaları değerlendirildikten sonra karar verilmeli. Sanal su kavramı, üretimimizin ve tüketim tercihlerimizin etkileri hakkında çok yararlı bilgiler sağlamasına rağmen, tek başına suyun en iyi nasıl yönetileceğini söyleyemez.

Kisaca su kavramları

Su ayak izi ve sanal su, tükettiğimiz su miktarını anlamamıza yardımcı olan kavramlardır.

Su ayak izi, bir kişi veya topluluk tarafından tüketilen veya bir işletme tarafından üretilen malların ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan taze su miktarıdır. Üç bileşenden meydana gelir. Mavi su ayak izi, malların ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan yüzey sularının ve yer altı sularının miktarıdır. Yeşil su ayak izi, üretimde kullanılan yağmur sularının miktarıdır. Gri su ayak izi ise üretim sırasında kirletilen suyun hacmini ifade eder.

Mal veya hizmetlerin ihraç edilmesi aynı zamanda ‘sanal suyun’, yani sözkonusu mal veya hizmetlerin üretiminde kullanılan suyun da ihraç edilmesi anlamına gelir. Sanal su ihracatı bir mal veya hizmetin suyun alındığı havza sınırları dışında tüketilmesi durumunda ortaya çıkar.

İthalatçı ülkeler için ise ‘sanal su’ ithalatı, yerel su kaynaklarının başka amaçlarla kullanılabilmesini sağlar ve özellikle su sıkıntısı bulunan ülkeler için çok yararlı olabilir. Ne yazık ki, sanal suyu ihraç eden ülkelerin büyük bir çoğunluğu aslında su sıkıntısı çekiyor, ancak bu ülkeler güneşli iklimlere sahip olduklarından tarım için de oldukça elverişlidirler. Su sıkıntısı bulunan bu ülkelerde sanal su ihracatı, su kaynakları üzerinde ilave bir yük oluşturur ve diğer faaliyetler ve ihtiyaçlar için kalan su miktarını yetersiz hale getirdiğinden genellikle olumsuz sosyal ve ekonomik etkilere neden olur.

Kaynak: Su Ayak İzi Ağı (Water Footprint Network)

Daha fazla kirlilik, daha az orman

Su tüketimi, Burkina Faso’daki pamuk üretimiyle ilgili tek sıkıntı değil. Pamuk üretimi çoğunlukla aşırı miktarda zirai ilaç kullanımını gerektirir. Pamuk üretimi, dünya üzerindeki ekili alanların yalnızca % 3’ünde yapılmasına rağmen, şaşırtıcı bir şekilde dünyadaki zirai ilaçların %16’sınını kullanıyor.

Zirai ilaç kullanımının etkileri, yerel halk ve ekosistemler için ciddi boyutlara ulaşabiliyor. Zirai ilaçları kullanan kişiler tüm bu etkileri hissetmediklerinden ve hatta büyük olasılıkla farkında bile olmadıklarından, bu etkileri karar verme süreçlerinde dikkate almıyorlar (Bu nedenle, yerel üreticilerin zirai ilaçlar ve etkileri hakkında eğitilmesi ve bilgilendirilmesi çok önemli olabilir).

Ayrıca, su tek kullanılan kaynak değil. Kullanılan diğer bir önemli kaynak da toprak. Burkina Faso’nun birçok bölgesinde toprak birçok farklı şekilde kullanılıyor. Burkinalılar en yüksek refahı topraklarını pamuk üretimi için kullanarak mı elde ediyorlar?

Copyright: IHH Humanitarian Relief Foundation/TurkeyYalnızca sekiz yaşında olmasına rağmen Modachirou Inoussa pamuk tarlalarında ailesine yardım ediyordu. 29 Temmuz 2000 tarihinde Modachirou tarlada uzun süre çalıştıktan sonra susayarak eve dönüyordu. Eve dönerken bulduğu boş bir kabı bir su hendeğinden su içmek için kullandı. Modachirou ne yazık ki o gün evine dönemedi. Köylüler yürüttükleri arama sonucunda şanssız çocuğun cansız bedenini bir Callisulfan şişesinin yanında buldular.

Kuzey Afrika’da Endosulfan Zehirlenmesi, PAN UK raporu (2006)

Bir kişi için iyi olan, herkes için iyi olmayabilir

Bu sorunun sorulması gerekiyor. Burkina Faso’da 1990-2010 yılları arasında orman alanları %18 oranında azaldı; bunun bir kısmı artan tarım faaliyetlerinden kaynaklanıyor ve bu yok olma hızı artıyor. Burkina Faso’daki özel orman sahipleri, ormanı korumak yerine, kendisi için daha karlı olduğu için ağaçları satmayı (veya yakıt olarak kullanmayı) ve açılan alanı pamuk üretimi için kullanmayı tercih edebilir. Ancak, bu her zaman Burkina Faso’nun halkı ve ekosistemleri için en iyi sonuç anlamına gelmez.

Copyright: Pawel KazmierczykOrmanlar insanlara yakında ve gelecekte ağaç kütüklerinin değerinden çok daha fazla yararlar sağlar. Örneğin, biyoçeşitlilik için bir habitat oluşturur, toprak erozyonunu önler, karbon dioksit emilimi sağlar, rekreasyon olanakları vb. sunarlar. Genel olarak toprağın nasıl kullanılacağına toplum karar verseydi ve farklı seçeneklerin maliyetleri ve faydaları tam olarak değerlendirilebilseydi, yüksek ihtimalle tüm toprağın ve suyun yalnızca pamuk üretimi için kullanılması tercih edilmezdi.

Bireylerin karşı karşıya olduğu fayda ve maliyet ile toplumun karşı karşıya olduğu fayda ve maliyet arasındaki fark, karar aşamasında dikkate alınması gereken bir konu.

Pamuk üretiminde ne kadar su, ne kadar zirai ilaç ve ne kadar toprak kullanılmalı gibi kritik soruları cevaplandırırken tüm dünyadaki çiftçiler, göreceli maliyetleri ve faydaları dikkate alarak karar verirler. Ancak, çiftçiler ürettikleri pamuğu satarken, genellikle tüm maliyetleri hesaplayıp karşılamıyorlar. Örneğin, zirai ilaçların maliyetleri çoğunlukla bu ilaçların kullanımının sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinden bağımsız olarak düşünülür. Oysa bu faaliyet gelecek kuşaklar da dahil, herkesi etkiler.

Birçok alanda olduğu gibi, burada da sorun, hepimiz gibi çiftçilerin de kararlarını kendi çıkarlarını düşünerek vermesinden kaynaklanıyor. Ve bu bozukluk küresel pazarlara da yansıyor. Aracılar, giyim üreticileri ve son olarak tüketiciler tarafından ödenen fiyatlar kaynak kullanımı ve mal üretimindeki maliyet ve faydaları tam olarak yansıtmıyor.

Bu ciddi bir sorun. Dünyanın birçok yerinde piyasalar ve fiyatlar, karar verme sürecimizi yönlendirmek üzere kullanılıyor, bu nedenle fiyatlar genellikle üretim ve tüketim etkilerini yanlış yansıtarak yanlış kararlar vermemize neden oluyor. Geçmiş deneyimler, piyasaların, kaynak kullanımı ve üretim hakkındaki kararlarımızı yönlendirme ve başarıyı en üst düzeye çıkarma konusunda oldukça etkili bir mekanizma olabileceğini gösteriyor. Ancak, fiyatlar yanlış belirlenmişse, piyasalar da hata yapıyor.

Piyasalar hata yaparsa, düzenlemeler ve sınırlamalar yapılmalı

Copyright: ShutterstockBu durumda ne yapabiliriz? Belirli bir seviyeye kadar hükümetler, piyasa yanlışlarını düzeltmek için adımlar atabilirler. Su ve zirai ilaç kullanımı konusunda yönetmelikler ve vergiler çıkartılabilir ve böylece çiftçilerin daha az su ve zirai ilaç kullanmaları veya daha az zararlı alternatiflere yönelmeleri sağlanabilir. Benzer şekilde, ormanların ulusal ve uluslararası ölçekte topluma sağladığı faydaları koruyan özel orman sahiplerine teşvik ödemeleri yaparak, alternatif bir gelir kaynağı oluşturabilirler. Burada önemli olan şey, bireylerin çıkarlarıyla tüm toplumun çıkarlarının birbirine yaklaştırılmasıdır.

Ayrıca, tüketicilere fiyat etiketlerindeki bilgileri destekleyici nitelikte bilgilerin verilmesi de son derece önemli. Birçok ülkede her geçen gün ürünler üzerindeki etiketlerde ürünlerin nasıl üretildiğine dair daha fazla bilgi görüyoruz ve konuyla ilgilenen gruplar tarafından farkındalığın arttırılmasına ve bu sorunların anlaşılmasına yönelik kampanyalar düzenleniyor. Tercihlerimizin etkilerini tam olarak anlıyor olsaydık, hepimiz daha fazla ödemeye veya daha az tüketmeye razı olurduk.

Bazı durumlarda hükümetler piyasaları düzeltmenin ötesine geçerek, piyasaların kaynak kullanımındaki rollerini kısıtlamaya gitmelidir. Yaşaması için insanların ve ekosistemlerin de suya ihtiyaç duyduğunu unutmamak gerek. Ayrıca, insanların içmek, yemek pişirmek, temizlenmek ve sağlıklı bir çevre için yeterli suya erişim hakkı olmalı. Bu nedenle, hükümetler suyun piyasalara arz edilmeden önce insanların ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılmasını sağlamalı.

Tekrar Burkina Faso’ya dönecek olursak, hükümet ve uluslararası ortaklar temel bir ihtiyaç olan, güvenli içme suyuna erişimin sağlanması için çalışmalar yürütüyor. Nüfusun dörtte biri güvenli içme suyuna hala erişemiyor olsa bile, bu durumun nüfusun % 60’ı için geçerli olduğu 20 sene öncesine göre somut bir gelişme elde edilmiş.

Değişen teşvikler

Küresel olarak, açık piyasaların düzeltilmesi ve sınırlandırılması ve aynı zamanda birçok faydanın sağlanması için çeşitli çabalar sarf ediliyor. Ancak, şu anki piyasa fiyatları yanıltıcı bilgiler vererek, üreticiler ve tüketicilerin yanlış karar vermesine yol açıyor.

Piyasalar doğru şekilde işliyor ve fiyatlar, eylemlerimizin tüm maliyetlerini ve faydalarını yansıtıyor olsaydı, Burkina Faso’da pamuk üretilir miydi?

Bu sorunun kesin olarak yanıtlanması oldukça zor, ancak büyük ihtimalle pamuk üretilmeye devam edilirdi. Burkina Faso gibi tamamen karalarla çevrili, çok fakir ve kaynaklar yönünden sıkıntılı bir ülke için ne yazık ki refaha ulaşmanın kolay bir yolu bulunmuyor. Pamuk sektörü en azından önemli bir gelir sağlayarak, ekonomik kalkınma ve yaşam standartlarının yükseltilmesi için bir platform sağlıyor.

Ancak, pamuk üretimine devam edilmesi demek, zorunlu olarak su ve zirai ilaç yoğunluklu üretim tekniklerinin kullanılmasını gerektirmiyor. Veya orman alanlarının yok edilmesi anlamına gelmemeli. Organik pamuk üretimi vb. gibi alternatif yöntemler kullanılarak su tüketimi ve zirai ilaç kullanımı azaltılabilir. Organik pamuk üretiminin doğrudan maliyetleri daha yüksektir; yani tüketicilerin pamuklu ürünlere ödeyecekleri fiyat yükselecektir, ancak bu haliyle bile pamuk üreticilerinin ve toplumun maruz kaldığı dolaylı maliyetlerin karşılanmasında yeterli olmayacaktır.

Seçim sizin!

Copyright: ThinkstockKanun koyucuların, fiyat aracılığıyla sürdürülebilir karar vermeyi teşvik ederek piyasaların iyi işleyişini sağlamakta önemli bir görevi olduğu kesin. Ancak, fark yaratmak için kanun koyucuların yanı sıra, biz duyarlı vatandaşlara da görevler düşüyor.

Tedarik zincirlerinin küresel niteliği nedeniyle, Avrupa’daki üreticiler, satıcılar ve tüketicilerin kararları, Burkina Faso kadar uzak topraklarda yaşayan insanların refahını önemli ölçüde etkileyebilir. Bu etkiler istihdam ve gelir yaratılması şeklinde olabildiği gibi, sınırlı su kaynaklarının aşırı tüketilmesi ve yerel halkın ve ekosistemlerin zehirlenmesi şeklinde de görülebilir.

Neticede tüketicilerin karar verme gücü bulunuyor. Kanun yapıcıların, fiyatları düzenleyerek tüketimimizi yönlendirebildiği gibi, tüketiciler de sürdürülebilir şekilde üretilmiş pamuk talebinde bulunarak üreticileri yönlendirebilirler. Bunu bir sonraki kot pantolon alışverişinizde dikkate alarak siz de değişim yönünde adım atabilirsiniz.

Daha fazla bilgi için

Geographical coverage

[+] Show Map

Belge İşlemleri

Yorumlar

Şimdi kaydolun!
Yeni raporlar ve ürünler hakkında bildirimler alın. Şu anda 33086 abonemiz bulunmaktadır. Sıklık: 3-4 e-posta / ay.
Bildirimler arşivi
Bizi takip edin
 
 
 
 
 
Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100