Kişisel araçlar

sonraki
önceki
öğeler

Içeriğe geçiş yap. | Gösterime geç

Sound and independent information
on the environment

Buradasınız: Ana Sayfa / İşaretler - Refah ve çevre / İşaretler 2012 / Görüşme / Sürdürülebilirliğe ilişkin bir Avrupalı görüşü

Sürdürülebilirliğe ilişkin bir Avrupalı görüşü

Dili değiştir
AB politika üreticileri, bir seri mevzuat önlemiyle Avrupa’yı daha ‘kaynak verimli’ bir yer haline getirmeyi hedefliyorlar. Avrupa peki ekonomi ile doğa arasındaki dengeyi nasıl sağlayacak? Rio+20 konferansı kapsamında sürdürülebilirlik, AB ve gelişmekte olan dünya için ne anlama geliyor? İşte size bir görüş açısı.
City bicycles

City bicycles  Image © Istock

Gerben-Jan Gerbrandy ile görüşme

Gerben-Jan Gerbrandy, 2009 yılından bu yana Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Liberal ve Demokratlar Koalisyonu grubunun üyesi. Aynı zamanda, Hollandalı liberal parti, Democrats 66’nın üyesi bir politikacı.

Çevreyle ilgili olarak karşı karşıya olduğumuz en büyük zorluk nedir? Bununla nasıl başa çıkabiliriz?

“En büyük zorluk, doğal kaynakların aşırı tüketilmesi. İnsanlar tarafından gerçekleştirilen tüketim, gezegenimizin doğal sınırlarının çok üzerinde. Yaşam tarzımız, daha açık konuşmak gerekirse ekonomimizi yürütme tarzımız sürdürülebilirlikten çok uzak.

Dünya nüfusu birkaç on yıl içerisinde dokuz milyara ulaşacak ve % 70 oranında daha fazla gıdaya ihtiyaç duyacağız. Neticesinde, zaten birçok kaynak konusunda sıkıntılarla karşı karşıya olmamıza rağmen, artan nüfusu besleyebilmek için yeni yollar bulmak zorunda olduğumuz da karşı karşıya kaldığımız ikinci büyük zorluk.

Bu zorlukları aşabilmek için, ekonomimizin temellerini ayarlamamız gerekiyor. Örneğin, ekonomilerimiz bedelsiz olarak faydalandığımız olanakların birçoğuna ekonomik bir değer biçmiyor. Bir ormanın değeri yalnızca keresteye dönüştürüldüğünde hesaba katılıyor, ancak olduğu gibi korunmasının getirdiği değer göz ardı ediliyor. Doğal kaynakların değeri bir şekilde ekonomilere yansıtılmalı.“

Ekonomimizin temellerini gerçekten değiştirmemiz mümkün mü?

“Bunun için çalışıyoruz. Doğal kaynakların tam değerinin ekonomiye dahil edilmesi için yeni yollar bulmaya çok yaklaştığımızı söyleyebilirim.

Ancak, daha da önemlisi, endüstriyi çok daha kaynak verimli olmaya zorlayan üç temel faktör var. Bunlardan ilki kaynak sıkıntısı. Aslında, benim ‘yeşil endüstri devrimi’ olarak adlandırdığım bir sürece tanık oluyoruz. Kaynak sıkıntısı, şirketleri kaynakların geri kazanımı ve yeniden kullanımı için süreçler geliştirmeye ve kaynakları daha verimli şekilde kullanmanın alternatif yollarını araştırmaya zorluyor.

Tüketici baskısı bir diğer faktör. Reklamlara bir göz atın. Büyük otomobil üreticileri artık otomobillerinin hızlarından ziyade daha çok çevresel performansını vurguluyor. Ayrıca, insanlar da artık çalıştıkları şirketlerin imajını çok daha fazla önemsiyor.”

Üçüncü faktör ise mevzuatlar. Her şeyi pazar baskıları, kaynak kıtlığı ve tüketici baskılarıyla başarabilmemiz mümkün olmadığından, çevre mevzuatlarını sürekli olarak geliştirmemiz gerekiyor.”

Tüketici tercihlerini etkileyen en önemli faktör nedir?

Copyright: Thinkstock“Kesinlikle fiyat. Fiyat dışında bir parametreye bakarak seçim yapmak toplumun büyük bir bölümü için lüks sayılır. Ancak, insanlar yine de mevsimsel ve yerel gıda ürünlerini veya taze ürünleri tüketmeyi tercih edebilirler, genellikle bu ürünler daha ucuzdur. Ayrıca, bu seçim genel olarak hem bireylerin, hem de toplumun daha sağlıklı olmasını sağlar.

Daha sürdürülebilir bir seçeneğin tercih edilmesi, altyapıya ve insanların, tercihlerinin çevresel etkileri hakkındaki farkındalığına bağlı. Toplu taşıma altyapısı bulunmuyorsa, insanlardan işe kendi otomobilleriyle gitmemelerini bekleyemeyiz.

Aynı durum mevzuat için de geçerli; belirli kuralların veya kanunların değerini açıklayamazsak, bunları uygulayabilmemiz neredeyse imkansızdır. İnsanları da sürece dahil etmemiz ve onları bu konuda ikna etmemiz gerekiyor.

Bu da çoğu zaman hem sade vatandaşların, hem de politika üreticilerinin yararı için bilimsel bilgilerin günlük konuşma diline çevrilmesini gerektiriyor.”

Rio+20 konferansını bir ‘başarı’ olarak görmemiz için ne gerekiyor?

“Yeni bir endüstriyel çerçeveye ilişkin sözleşmeler veya yeşil ekonomiye ilişkin yeni hedefler gibi elle tutulur, somut sonuçlara ihtiyacımız var. Ancak, elle tutulur sonuçlar elde edilemese bile konferansın çok etkili olabileceğini düşünüyorum.

Kişisel olarak, çevresel suçlar için bir uluslararası mahkemenin veya geçmişte çevresel pazarlıkların tıkanmasına yol açan durumları engelleyecek bir kurumsal organizasyonun oluşturulmasını destekliyorum.

Bu kurumların kurulması yönünde atılan adımlardan bağımsız olarak, ortak çözümler üzerinde tartışıyor ve ortak çözümler bulmaya çalışıyor olmamız bile tek başına önemli bir adım. Yakın bir geçmişe kadar, küresel çevre tartışmaları ve pazarlıkları dünyayı gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler olarak ikiye ayırıyordu.

Bence artık bu çift kutuplu yaklaşımdan kurtuluyoruz. Ekonomileri çok büyük ölçüde doğal kaynaklara bağlı olan gelişmekte olan ülkelerin birçoğu, küresel kaynak kıtlığından ilk etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Rio konferansı, bu ülkelerin birçoğunu daha sürdürülebilir uygulamalar benimsemeleri konusunda ikna ederse, bunu büyük bir başarı olarak göreceğimi söylemek isterim.”

Avrupa, bu noktada gelişmekte olan ülkelere yardımcı olabilir mi?

“Yeşil ekonomi kavramı yalnızca gelişmiş ülkelerle sınırlı bir kavram değil; aslında daha geniş bir perspektife sahip. Şu anda gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğu doğal kaynaklarını çok düşük fiyatlara satıyor. Kısa vadeli beklentiler oldukça iştah kabartıcı gözüküyor, ancak bu ülkelerin gelecekteki refahlarını ve büyüme beklentilerini de sattıklarını söyleyebiliriz.

Ancak, bunun değişmekte olduğunu görüyorum. Hükümetler kaynak ihracatının uzun vadeli etkilerini artık eskisine göre daha dikkatli değerlendiriyorlar. Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda sanayi de sürdürülebilirliğe yatırım yapmaya başladı. Gelişmiş dünyadaki meslektaşları gibi, onlar da kaynak sıkıntısıyla karşı karşıyalar. Bu da aslında tüm dünya genelindeki şirketler için çok güçlü bir mali teşvik anlamına geliyor.

Kendi adıma, tarımsal pazarlarımızı açarak ve bu ülkelerin daha fazla katma değer üretmesini sağlayarak onlara yardımcı olabileceğimize inanıyorum. Şu anda büyük yabancı şirketler gelerek doğal kaynakları çıkartıyorlar ve yerel halkın bu ekonomiye katkısı çok düşük seviyelerde kalıyor.

Tarım genel olarak kritik bir öneme sahip. Küresel gıda üretimiyle bağlantılı zorluklara baktığımızda, daha fazla gıdaya ihtiyaç duyduğumuzu ve bunun da gelişmekte olan ülkelerdeki üretim verimliliğinin arttırılmasını gerektirdiğini görüyoruz. Gelişmekte olan ülkelerdeki tarımsal üretimin arttırılması aynı zamanda bu ülkelerin gıda ithalatlarını da düşürecektir.”

Bir Avrupa vatandaşı olarak, ‘sürdürülebilir yaşam’ size ne ifade ediyor?

“Örneğin, kaloriferi açmak yerine bir hırka giymek veya otomobille veya uçakla seyahat etmek yerine mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanmak gibi küçük değişiklikler anlamına geliyor. Ayrıca, çocuklarımızı ve başkalarını sürdürülebilirlik kavramından ve günlük tercihlerimizin etkilerinden daha fazla haberdar etmemiz anlamına da geliyor.

Benim konumumdaki biri için uçak yolculuklarından kaçınmanın her zaman mümkün olmadığını söylemeliyim. Ancak, işte tam bu nedenle, sürdürülebilir olmayan diğer tüm tüketim yaklaşımlarımızla birlikte uçmayı da daha sürdürülebilir bir hale getirmemiz gerekiyor. Bu da yeşil ekonomi yolunda üstesinden gelmemiz gereken zorluğun ta kendisi.”

Gerben-Jan GerbrandyGerben-Jan Gerbrandy, 2009 yılından bu yana Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Liberal ve Demokratlar Koalisyonu grubunun üyesi.

Geographic coverage

Belge İşlemleri
kategorileri:

Yorumlar

Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100