Kişisel araçlar

sonraki
önceki
öğeler

Içeriğe geçiş yap. | Gösterime geç

Sound and independent information
on the environment

Buradasınız: Ana Sayfa / İşaretler - Refah ve çevre / İşaretler 2011 / Makaleler / Tabiatın zenginliklerini paylaşmak

Tabiatın zenginliklerini paylaşmak

Dili değiştir
AB27’de 2007’de tüketilen 8,2 milyar ton maddenin % 52’sine madenler, % 23’üne fosil yakıtlar, % 21’ine biyokütle ve % 4’üne metaller karşılık geliyordu. SOER 2010

 Image © EEA/ John McConnico

Avrupa’dan binlerce kilometre uzaklıktaki Bengal Körfezi’nde bulunan Orissa’da, binlerce kamyon gidip geliyor. Burası doğu Hindistan, Hindistan’ın maden zenginliğinin efsanevi kaynağı ve küresel endüstriyel büyümenin geçmişteki en önemli madde kaynaklarından biri. Hindistan’ın bu bölümündeki maden zenginliği hâlâ dünyanın en değerli zenginlikleri arasında bulunmakta olup, bu bölgenin sanayi devrimi henüz yeni başlıyor olabilir. 

Buradaki ormanlarda yaşayan kabile halkının kaybedecek çok ve kazanacak az şeyi bulunmaktadır. Ormandaki kabileler pek iyi korunmuyor hakları hiçbir zaman ne belirlenmiş ne de doğru dürüst tanınmış. Gajapati bölgesini kaplayan ormanların içindeki küçük bir kabile köyünde, Gangi Bhuyan ile kocası Sukru Bhuyan genç aileleriyle birlikte ormanın içinde ve civarında yaşıyorlar. 

Yılın yaklaşık beş ayı boyunca ailelerinin geçimini köyleri Raibada’yı kuşatan ormanın sınırlarında ektikleri yarım dönüm büyüklüğündeki arazi parçasından sağlıyorlar. Bu süre boyunca ormandan sebze, tohum, meyve, ilaç ve (ot gibi) inşaat malzemeleri de topluyorlar. Diğer dört ayda, orman başlıca gıda kaynaklarını oluşturuyor. Orman olmaksızın açlıktan ölürlerdi. Geri kalan üç ayda ise işçi olarak çalıştıkları Bangalore veya Bombay gibi büyük kentsel bölgelere göç etmeleri gerekiyor.

Yer altında zenginlik – yer üstünde yoksulluk

Doğu Hindistan yarımadasında Bengal Körfezi üzerinde bulunan Orissa çeşitli madenlerden oluşan önemli bir zenginliğe sahiptir. Hatta bu eyalet ülkenin kaynak açısından en zengin eyaletlerinden biri kabul edilmektedir. Orissa’da bulunan madenler, nitelik açısından dünyanın en iyileri arasında sayılmaktadır.

Büyük oranda gün ışığına çıkmamış kömür, demir cevheri, boksit, kromit, kireçtaşı, dolomit, manganez, granit, kalay, nikel, vanadyum ve kıymetli taş rezervlerinin bolluğuyla, bu eyalet endüstrileşmede dev bir sıçrama yaşamaktadır. Orissa birkaç maden için ayrıca, sadece nicelik değil nitelik anlamında da, dünya rezervlerinin önemli bir oranını teşkil etmektedir. Uluslararası şirketler bu sebeple buraya erişim elde etmek için sıraya girmektedir.

Madenlerden bazıları Hindistan’da kullanılmaktayken, önemli bir oranı başka yerlere gitmektedir: Çin, Japonya, Güney, Afrika, Rusya, Kore, Tayland, Malezya, Endonezya, Ukrayna, Nepal, Birleşik Devletler ve elbette Avrupa Birliği (Ota, A.B., 2006).

Küresel dünyamızın fay hatları

Orissa, yer altındaki zenginliği ve yer üstündeki yoksulluğuyla, küresel dünyamızın bazı fay hatlarına örnek teşkil etmektedir. Burada eşitsizlik, doğal kaynakların acımasızca sömürülmesi ve zorunlu göçler bir araya gelmektedir. Orissa’da madencilik bölgeye ekonomik faydalar getirmekle beraber, bu getiriler eşit olarak paylaşılmamaktadır. Orman kabileleri için maliyeti yüksektir çünkü madencilik şirketleri arazilerine giderek daha çok erişim elde etmeye çalıştıkça, evleri tehlikeye girmektedir.

Orissa’nın kabile nüfusunun yüzde altmışı altında maden bulunan araziler üzerinde yaşamaktadır. Ancak, geleneksel olarak, bu arazi üzerinde haklarının kaydı bulunmamaktadır. Madencilik faaliyetleri de dahil olmak üzere, ekonomik kalkınma projelerine yol vermek için kabile halklarının yerinden edilmesi bir süredir devam etmektedir. Ne var ki bu yer değiştirmenin ölçeği son on yıllarda değişmiş olup, 1991’den beri kaydedilen ekonomik gelişmeler yer değiştirmelerin sayısını ve yayılımını arttırmıştır (Ota, A.B., 2006).

Avrupa’nın kaynak kullanımının büyüyen etkileri

Avrupa’da ekonomik kalkınma ve refahımızı beslemek için önemli oranda doğal kaynaklara bağlıyız. Kendi kaynak kullanımımız şu anda mevcut yerel kaynakları aşıyor ve giderek daha fazla oranda dünyanın başka bölgelerinden kaynaklara bağımlı hale geliyoruz.

Aslında Avrupa’da kullandığımız kaynakların % 20’den fazlası ithal edilmektedir. Başka yerlerde yapılan mamul maddeleri de ithal ettiğimizden, dolaylı olarak da önemli oranda daha fazla hammadde kullanıyoruz.

İthalat ürünlerine olan bağımlılığımız bilhassa yakıt ve madencilik ürünlerine ilişkin olarak ciddi boyutlardadır. Ancak, Avrupa aynı zamanda Avrupa et ve süt ürünü üretimi için de hayvan yemi ve tahıl ithalatçısıdır. AB balık ürünlerinin yarısından fazlası da aynı şekilde ithal edilmektedir; kendi balık stoklarımızı tüketmiş olduğumuzdan şimdi aynısını başka yerlerde yapıyoruz.

Kaynak çıkarımı ve ticaret mallarıyla ilişkili olarak üretilen atık veya kullanılan su ve enerji gibi çevresel baskılar menşe ülkelerini etkilemektedir. Kaynak üzerindeki etkileri önemli düzeylerde olabildiği gibi bilgisayarlar ve cep telefonlarına ilişkin olarak, ürünün kendisinden birkaç kat daha büyük bir ölçekte olabilmektedirler. Bununla beraber, bu tür baskılar, önemlerine rağmen, tüketicilerin kararlarını yönlendiren fiyatlar veya diğer işaretlere nadiren yansımaktadır.

Ticaret mallarında saklı bulunan doğal kaynaklara bir diğer örnek ise ihraç edilen pek çok gıda ve elyaf ürünlerinin yetiştirme bölgelerinde gerekli olan sudur. Bu tür üretim su kaynaklarının dolaylı ve genellikle gizli ihracatına yol açmaktadır. Söz gelimi, AB’nin pamuğa bağlı su kullanımının % 84’ü AB dışından, çoğunlukla yoğun sulama yapılan suyun az bulunduğu bölgelerden gelmektedir.

Daha fazlası ve referansların tam listesi için bkz. SOER 2010

Tabiatın faydalarının aktığı yer

Doğal kaynak kullanımı bir dizi çevresel ve sosyo-ekonomik hususla bağlantılıdır. Biyolojik çeşitliliğin küresel ekonomik önemine dair temel nitelikte bir analiz olan Ekosistemler ve Biyolojik Çeşitliliğin Ekonomisi (EBÇE süreci) biyolojik çeşitlilik kaybı ve yoksulluk arasındaki bağlantılara ışık tutmaktadır.

EBÇE araştırmacıları ekosistemler ve biyolojik çeşitliliğin hizmetlerinden pek çoğunun önde gelen faydalananlarını tespit etmeye çalışmıştır. ‘Bu sorunun yanıtı’ diyen yazar BMÇP Yeşil Ekonomi Girişimi Başkanı Pavan Sukhdev, ‘bunu çoğunlukla yoksullar teşkil etmektedir. En çok etkilenen geçim kaynakları tarım, hayvancılık, balıkçılık ve resmi olmayan ormancılıktır ve dünyadaki yoksulların çoğu bunlara bağlı yaşamaktadır (AT, 2008).

Hindistan’da biyolojik çeşitliliğin kaybının etkisi ayrıca, ormanda toplayıcı rollerini ağır biçimde etkilediğinden, kadınlar için de ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Orissa ve Chattisgarh’ın kabile bölgelerinde yapılan araştırmalarda ormansızlaşmanın nasıl geçim kaynaklarının kaybına yol açtığı, kadınların orman ürünleri toplamak için dört kat daha uzun mesafe yürümeleri gerektiği ve tüketilmiş bulunan şifalı otlara erişemedikleri kaydedilmiştir. Bu kayıplar gelirleri azaltır, yükü artırır ve fiziksel sağlığı etkiler. Ayrıca, ormanların iyi durumda olduğu köylerde, hane gelirine katkılarının doğal kaynakları kıt olan köylere nazaran daha fazla olan kadınların aile içindeki göreli statüsünün daha yüksek olduğunu gösteren kanıtlar da bulunmaktadır. (Sarojini Thakur, 2008)

Avrupa’da – en azından kısa vadede – çevresel bozulmanın doğrudan etkilerine maruz kalmayacağız. Ancak, gıda ve korunak için doğrudan çevreye bağımlı olan yoksul insanlar için bunun etkileri ağır olabilmektedir. Toplumdaki en zayıf kesimler genellikle doğal sistemlerin yıkımında en yüksek bedeli öderken, yapabildikleri durumda yararların sadece birkaçından faydalanabilmektedir.

Yıllık doğal sermaye kayıplarının tipik olarak etkileyici olmayan birkaç GSYİH yüzde puanı olduğu tahmin edilmektedir. Ancak, bunu eşitlik ilkesi ile tabiatın faydalarının aktığı yerlere, yani yoksullara ilişkin bilgilerimize dayanarak, beşeri anlamda yeniden ifade edecek olursak, bu tür kayıpların azaltılması yönündeki tez önemli oranda güçlenmektedir.

Bu husus dünyanın her yeri için geçerlidir. Bu, dünyadaki yoksulların refahının yarısını veya daha fazlasını oluşturan ve yerinin doldurulması mümkün olmayan tabiattan sağladıkları geçimlerine olan haklarına ilişkin bir meseledir (AT, 2008).

Doğal sermaye ve ekosistem hizmetleri

‘Doğal sermaye’ ve ‘ekosistem hizmetleri’ kavramları insanlığın çevreyle ilişkisi hakkındaki tartışmaların kalbinde yer almaktadır. Bunları anlamak için, doğal sistemlerin bizim için ne yaptığını göz önünde bulundurmak faydalı olacaktır.

Söz gelimi, ormanları ele alalım. Ormanlarda her türlü yiyecek bulunur: meyve, bal, mantar, et vd. Düzgün yönetilirse, ekonomiye kereste gibi sürdürülebilir kaynak akışı da sunabilirler. Ne var ki ormanlar bundan çok daha fazlasını yapar. Söz gelimi, ağaçlar ve bitkiler kirletici maddeleri ve sera gazlarını emmek suretiyle yerel ve küresel olarak sağlıklı bir iklime yardımcı olur. Orman toprakları atıkların çözülmesini sağladığı gibi suyu da arıtır. İnsanlar da çoğu zaman ormanların güzelliği ve sakinliğinin tadını çıkarmak ya da avcılık gibi hobileri için ormanlarda uzun seyahatler yapar.  

Bu hizmetlerin tümü (gıda ve elyaf sağlamak, iklimi düzenlemek, vs.) değerli hizmetlerdir. Aynı şeyi yapacak makineler için çok para öderdik. Bu sebeple, ekosistemleri sahibine ama aynı zamanda genellikle yakındaki ve uzaktaki (iklim düzenlemede söz konusu olduğu gibi) başka insanlara da hizmetler sunan bir nevi sermaye olarak düşünmeliyiz. Bu fevkalade değerli hizmetleri sunmaya devam edecekse, doğal sermayemizi korumamız, ekosistemi aşırı sömürmememiz ve aşırı kirletmememiz hayati önem taşımaktadır.

 

Durduğu yerde durma gücü

Küreselleşme genellikle söz gelimi insanların, malların, zenginliğin ve bilginin hareketi ile özdeşleştirilir. Durduğu yerde durmak veya olduğu yerde kalmak genellikle öncelik verdiğimiz insan hakları arasında sayılmamaktadır. Ancak, Orissa’nın orman insanları ve pek çok diğerleri tam da bunu arzulamaktadır: gıda ve barınakların bulunduğu ve aileleri ile kabile ilişkileriyle irtibat sahibi oldukları, kendilerini nesiller boyunca güvende ve emniyette hissettikleri yerde kalabilmek.

Kuşkusuz, insanlar sel şeklinde kentlere ve kentsel bölgelere aktıklarından, insanları oldukları yerde kalacak şekilde güçlendirmek konusunda düşünmemiz gerekmektedir.

Ormanlarımızda biyolojik çeşitliliğin değeri

Orman biyolojik çeşitliliğini kaybetmenin birincil sebebi değerinin iyi anlaşılmamasıdır. Söz gelimi, biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir ormanı tarım veya inşaat için dönüştürme kararı anlık çıkarlara dayanmaktadır. Bu ekosistemlerin sunduğu pek çok ölçülemez ekolojik hizmete çok az dikkat edilmektedir.

Hindistan’ın ormanlarında ilaç

Hindistan, zengin bitki ve hayvan örtüsüne ek olarak, ayrıca dünyanın en zengin şifalı bitki miraslarından birine sahiptir. 8.000 kadar bitki türü düzenli olarak Hindistan’daki insanlar tarafından ilaç olarak kullanılmakta olup bunların % 90–95’i ormanlardan gelmektedir. Bu bitkilerin 2.000’den azı resmi olarak Hindistan ilaç sisteminde belgelendirilmiştir. Geri kalanına ilişkin bilgiler belgelendirilmemiş olup, ağızdan ağıza ve geleneksel bilgi olarak aktarılmaktadır. Modern tıpta sadece 49 tür kullanılmaktadır.

Biyolojik çeşitlilik insan hastalıklarına karşı bir nevi sigortadır – kanser veya AIDS gibi hastalıklar için potansiyel çareler bulunduran bir bilgi bankası. Söz gelimi, kınakına ağacının kabuğu da sıtmayla mücadele için kullanılan bir ilaç bulunmaktadır. Bir türün soyu tükendiğinde toplumun kaybının bilincinde olmamamız kritik bir sorundur.

Bu bölüm Hindistan eyaletleri projesi için yeşil muhasebe: Hindistan’ın ormanlarında biyolojik çeşitliliğin değeri [Green accounting for Indian states project: the value of biodiversity in India’s forests] (Gundimeda vd., 2006) başlıklı rapora dayanmaktadır.

 

İlgili içerik

Geographical coverage

[+] Show Map

Belge İşlemleri

Yorumlar

Şimdi kaydolun!
Yeni raporlar ve ürünler hakkında bildirimler alın. Şu anda 33058 abonemiz bulunmaktadır. Sıklık: 3-4 e-posta / ay.
Bildirimler arşivi
Bizi takip edin
 
 
 
 
 
Avrupa Çevre Ajansı (AÇA)
Kongens Nytorv 6
1050 Kopenhag K
Danimarka
Telefon +45 3336 7100